Zübeyri sadakat

-Üstadımın vefatının yıldönümü münasebetiyle…

İslâm tarihinde sadakat dersinin ilk öğretmeni tartışmasız Hz. Ebûbekir’dir (ra). O, İslâm’a bir bütün olarak baktığı, şahıslara takılıp kalmadan esasa dikkat ettiği için sadakatte ümmete emsâl olmuştur. Dâvânın ruhu ve aslına olan sadakat, dâvâdaki kişilere sadakatten önce geldiğini bilmiş, önceliği yakalamış ve numune olmuştur, Allah ondan razı olsun.

Mi’rac hadisesinde Mekke dışında ticarî seyahatte idi. Dönüşünde müşrikler, Efendimizin (asm) Mi’raca çıkışını alay ve şikâyet edercesine bahsettiler. Evvelâ bu hadiseyi O’nun (asm) ağzından duyup duymadıklarını sordu. Haberin kaynağının Resûl-i Ekrem (asm) olduğunu anlayınca daha huzura gitmeden karar ve kanaatini haykırdı: “O söylediyse, şeksiz şüphesiz doğrudur. Buna hiç şaşmayın.” Huzura vardığında derhal sordu. Aldığı cevap üzerine tasdiki ile sadakatte zirveye oturdu: “Doğru söylüyorsun. Senin Allah’ın resulü olduğuna şehadet ederim.” Efendimiz ise (asm), unvanını tescil etti: “Sen zaten sıddıksın.”

Aynı Ebubekir’i (ra) bu defa bir başka sıddıkıyet örneğinde görürüz. Resûl-i Ekrem’in (asm) vefatını haber alan Hz. Ömer (ra) deli divane olmuş, kılıcını çekmiş; “Kim Muhammed (asm) öldü derse kafasını koparırım.” feryadını basıyor, acısından. Bunu duyan Ebubekir (ra) karşısına çıkarak adeta; sen ilâh olarak Muhammed’e (asm) iman ediyorsan o öldü, ama Muhammed’in (asm) İlâhı’na iman ediyorsan o Hay ve Bakî’dir meâlinde konuşur ve tarihe sadakat notunu düşer.

Asr-ı Saadet’te zirve yapan sadakat dalgalarının yansımaları asrımızın sahilinde de görüldü. İslâm tarihinde Ebubekir (ra), sıddıkıyet numunesi olurken Risale-i Nur tarihinde de Zübeyir Gündüzalp emsâl oldu, Nur Talebelerine.

Hemen her fırsatta talebelerini başka ve mühim azâmîlerle beraber azâmî sadakatin bu defa Zübeyrî modelini numune olarak zaman sahnesinde bize gösterecek.
Bir defasında karşısına alarak şunları söyler muazzez Üstadım:

– Zübeyir, duysan ki “Said, Risale-i Nur’dan inhiraf etmiş” deseler, ne yapardın?
Hemen yanı başındaki risaleyi alıp bağrına basan rahmetli Zübeyir, cevabı haykırır sadakat minaresinin tepesinden:

– Üstadım, Allah seni ıslâh eylesin der, hizmete devam ederdim!

Yıllardır bu insanlar niçin bu kadar büyük saygı ve sevgiye lâyıklar, nedir bu işlerin kaynağı der düşünürdüm.

Dâvânın geneline bakılırken bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Resmin parçalarına takılıp kalanlar ise genelindeki bütünlüğü muhafaza edemezler. Dâvâya bütün olarak bakamayanlar, o dâvâya başkaları kadar zarar verirler. İşte yaşanan ferdi ve mevziî hadiselerde dâvânın geneline bakıp dâvânın bütününe sadakat göstermek gerekir.

Teferruattaki kişilere ve hadiselere bağlılık, geneldeki sadakat ve uhuvveti zayıflatır. İçerisinde bulunduğumuz hizmetin ana hedefleri istikametinde sadakat ile devam ederken bir kısım insanların farklı kanaat ve harekette bulunmaları bizi dâvâdan ayırmamalı. Bu hizmette en ön safta yer alanların dahi zaman zaman farklı tavırlarda bulunmaları bizim bulunduğumuz noktadan ayrılmamıza sebep olmamalı. Uhud’da sebat eden bir avuç okçu dün, sadakatin zirvesine şehadetle çıkarken, bugün ben neredeyim? Dünya hayatı her şeyi ile imtihandır. Belki de Rabbimiz onları o tavırları ile imtihan ederken, bizi de sadakat noktasından bu hallerimizle imtihan etmekte. Nereden bilebiliriz?

İşte Ebubekirler, Zübeyirler bu noktadan zaman üstü kıymet almakta ve bir model olmaktadır. Risale-i Nur hizmetinde Zübeyrî model bu mânâda geleceğe numune olmaya lâyıktır.

Cemaat içerisinde, iş hayatında ve hatta aile hayatında bulunduğumuz herhangi bir vakıada inancımıza uygun bağlılık ve hareket sadakatin ta kendisidir. Bu, söz ile hareket ile ifade edilebilir. Hâlin ve şartların gereği münasip bir davranış ile tepki verilmelidir. Bazen cevap vererek bazen da sükût ile karşılamak ise işaret edilen konudur.

İhtilâf ve dedikoduların kol gezdiği zeminde ittifak meşveret ile mümkündür. Her ne olursa olsun gıybet ve dedikoduya girmemek takvanın gereğidir. Bu konuda da bizi istikamete sokacak amir makam, meşverettir. Allah ittifak etmeyi emrederken, dedikodu etmemeyi, gıybete girmemeyi âyeti ile emretmektedir. Muhtemel bütün sıkıntıları meşveret ile çözmek yine takvanın gereğidir. Zira istişare İlâhî emirdir.

Yapılan istişareye tabi olmak bir başka takvadır. Dışarıda konuşmak dedikodu ve gıybet olurken istişarede konuşmak isabettir. Bu da takvanın bir başka kısmıdır.
İşte bütün bunlar sadakat manasının gerçekleştiği konulardır. Bu sadakati sayının azlığı zaaf endişesine düşmeye sevk etmediği gibi çokluğu da şımartmamalı. Onların sayıları ne kadar da az olsa keyfiyeten kuvvetlidirler, hakikatini hatırlatırım.

Barla sıddıklarını, Isparta kahramanlarını; Eskişehir, Denizli, Afyon Hapishanesi musîbeti imtihanının muzaffer insanlarını; Risale-i Nur tarihinde bizlere numune kılan sır, bizi keşfe dâvet etmekte.

Üstadın vefatının ardından özellikle 1960 ihtilâlinin sarsıntısı hengâmesinde; 1969’da dinin siyasete âlet edilebilme endişeleri karşısında; muhtıralı, ihtilâlli, 28 Şubatlı yıllarda sadakat, o bir avuç müntesipleri ile yeniden kendini gösterdi. Bizdenmiş, dost imiş, sağın en kuvvetlisiymiş ve nihayet ittihad-ı İslâm’ın temsilcisiymiş gibi sinsi oyunlarla sadakat imtihanına yeniden tabi olanlar bir daha rüştünü ispat ettiler, o tuzaklara düşmeden.

İmtihan o kadar şiddetli idi ki, ortada iddiamızın muhatabı müşahhas ve somut bir mana yok iken bile veya dağılmış iken bile onlar yine sadakatlerinden taviz vermediler, bir avuç kaldılar ve Zübeyrî sadakati muhafaza ettiler.

Dünü yarına taşıyan köprü nesil olarak evlâtlarımıza “Zübeyrî Sadakat” mânâsı, onlara en sahih ve değerli mirasımız olacak, inşaallah.

Mehmet Çetin

18.03.2013.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir