Yetişemediğim rekatın muhasebesi

-Bir nedâmettir bu yazı…

Allah’ım! Lütfen affeyle diye ümitle  başlıyorum muhâsebeme. Zira, Rabbimin hep affedilmemiz konusunda ümit içerisinde olmamız gerektiği ifadelerini hatırlıyorum ayetlerin arasında dolaşırken. Bunu, Efendimizin (asm) ifadelerinde de görmekteyim.

Temmuzun ortasında. Sıcak geçen günün akşamında işyerimde hesapları toplamakla meşgulüm. Akşam namazına hazırım. Namazdan sonra okuma proğramına giden kızım Esma gelecek dükkana, daha sonrada evimize gideceğiz.

İşte ezan okundu. Ne de güzel okuyor müezzin. Ağzına sağlık. Heyecanlandım. Elimdeki işi gösteren nefsim, ezan bitinceye kadar hesaplara devam etmemi, “..hele şu hesabı da bitir, yetişirsin…” telkinlerine başladı. Bir mücadele başladı bende. Neyse hışımla kalkıp, kapıyı kilitleyip yukarıya, cemaate ve ilk rek’ate yetişmeye çalışıyorum.

İçeri girdim. Sessiz konumundaki cep telefonum çalmaya başladı. İmam fâtihayı bitirdi. Camiinin dip tarafına hızla giderek hışımla telefonu açtım, bir müşteri. Gün içerisindeki yaptığı alışveriş ile ilgili birşeyler söylüyor. Camiide olduğumu söyledim. İmam zammı sureyi yarıladı. Müşteri ısrar ediyor. Sure bitiyor. Yarın gelmesini, yardımcı olacağımı söyleyip, kapatıp hızla rek’ata yetişmeye yürürken imam “semiallahü..” yü okuyor ve rek’atı kaçırıyorum…

Birinci rek’ata yetişememenin sıkıntısıyla ikinci rek’ata girdim. Dualar ve tesbihatımın bitimine kadar muhâsebem sıkıntılı devam etti. Namazın hitamında ayağa kalktım. Cemaatta daha öncesinden görmediğim ben emsal bir sakallı kardeş dikkatimi çekti. Bana yaklaştı. Musafaha yaparak namazımızın kabulünü diledik. Dükkanın önünde biraz dertleştik ve çay söyleyerek içeri girdik.

Yeni tanıştığım bu kardeş, Aliağa’da gemi sökümünde demircilik yaptığını, geçenki patlamadan dolayı taşaron firmadaki alacağını alamadığını ve Antalya’ya memleketine dönecek de yol parasının olmadığını, yardımcı olursam, vereceğim hesap numarasına hemen göndereceğini fevkalade sıkılarak anlattı.

Mümkün olduğu kadar yüzüne bakmamaya çalıştım. Sıkılmasını ziyadeleştirme sorumluluğunu üstlenemem. Bundan da ötede benim içimde, iç muhâsebemde farklı cephe açıldı. Ben bir taraftan onunla da meşgulüm.

Evet şeklen o kardeşi dinliyorum ama muhâsebem enine boyuna cepheler açarak büyüyordu.

Kaçırdığım rek’ata üzülmeme keffareten acaba Rabbim böyle bir ikramda mı ? bulundu diyorum. Bu bir fırsat mıydı? Yapacağım yardım, ayağıma kadar gelen ne idi? Yoksa bu da imtihanın ayrı bir cephesi mi? Yani acaba bu kardeş doğru mu söylüyor? Kandırılıyor muyum? Son zamanlarda bu nevi kişiler nevzuhur etmeye başladı. Bu da onlardan mı? Acaba kırmadan yardımcı olamayacağımı söyleyerek, durumuna üzüldüğümü söylemekle yetinsem mi? Geçenlerde Antalya’dan gelen, kendini çerkez olarak tanıtan gibi biri miydi? Yoksa gerçekden garibanın biri miydi? Ya dedikleri doğruysa? Ayağıma kadar gelen bu değerli misafiri gönülleyip gönderme fırsatını iyi değerlendirsem ne kaybım olurdu ki? Ben kandırılsam bile Rabbim herşeyi biliyor. Ben O’nun rızası için vermeli, gerisini bir iki, tedbir yoklamasından fazla karıştırmamalıydım. Edeceğimiz hayır, kurbağaları ürkütmemeli. Başkasına rahatsızlık vermek doğru olmayan davranıştır.

Okuma proğramına giden Esma’m beni çok sevindirmişti. Bu sevincimin ardından kaçırdığım rek’at, derken bu kardeş… Neler oluyordu? Bunlar sevinç-üzüntü-tereddüt gerçekten neler oluyordu?

İşte yaşanan hayat budur dedim kendime. Herşey iç içe.

Kızım kapıda bekliyordu. Maşallah bu kız evlatlarına tesettür ne kadar güzel yakışıyordu. Karışık ve karışan duygularımla  ayağa kalkıp öncesinden sadece yol parası isteyen kardeşe bilet parasını karşılayacak yardımda bulundum. Derken kardeş; bir de aç olduğunu, yemek parasını da istedi. Tekrar sorular, o çengelli sorular üşüştü… yeter artık diyerek dediğini yapıp yemek parasını da ilave ederek verdim. Binbir dua yaptı, sağolsun. Ama sıkıldığını hissediyordum. Lisân-ı hâliyle temiz ve doğru birisi kanâatı uyandırıyordu.

Şimdi dünyanın hepsi benim olsa; nakite çevirsem tasadduk etsem, o kaçırdığım rek’atın yerini doldurabilir mi diye kendime bir daha soruyorum. “Hayır” diyor kalbim-aklım.

Bu mücadeleli muhâsebem unutulmaz bir hatıra bırakırken ömür boyu bitmeyeceğini de hatırlattı.

Rabbim, ümit-dua kapısını bizlere devamlı açık tutsun diye dua ediyorum. Affedilme ümidi hatalarımın sıkıntısını hafifleterek duaya şevk duyuyorum.

Duaya çok ihtiyacım var. Affedilmeye daha fazla ihtiyacım var. Rabbenağfirliyi  neden tahiyatın dışında da okumayayım?  Elbette okumalıyım. Sabah tesbihatının ardından “iyya-kena’büdü ve iyyake’nastain” ile “ihdinassıratel-müstakım”ı okurken akşama kadar yaptığım hatalarıma karşılık da yatmadan o üç tane meşhur “Rabbena” ları okumam lazım.

Allahümmağfirlena !…

Mehmet  Çetin

16.07.2005-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir