Ümitsizlik zindanından ümit bahçesine

Hayatın cefasını çekip sefasını yaşayarak yoluna devam eden insanoğlu, karşılaştığı her müşkül hadise karşısında ciddî ve samimî, ama ümit dolu bitmeyen tecrübeli bir gayret ile doğruyu bularak, huzura erecektir.

Yüz kapılı sarayın doksan dokuzu kapalı dahi olsa, açık olma ümidiyle yüzüncü kapıyı yoklamalıyız.

Ümitsiz görünen vakıa, çok dairelerle alâkalı olduğu gibi kendi makamında dahi bir imtihan sahnesidir. O sahnede tezahür etmek üzere; doğrudan ya da dolaylı olarak, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olmaktadır.

Yaşanılan menfi hadiseler kalb ve akıl gözüyle değerlendirilirse bir yerlere sevk edilmenin farkına varılabilir. Vuku bulan her sıkıntı ve musîbet, kendi içinde bahsedilen tecelli ve tezahüre vesile olurken yenilerine de zemin hazırlar, dâvetkâr olur.

İşte bu dâvet edilenlerin içerisinde muhtemeldir ki İnşirâh Suresinde işaret edilen  “Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık var. Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır!” şeklinde tekrarlanan müjde, Allah tarafından verilmektedir.

İnşirâh, sadece Resul-i Ekrem’e (asm) gelmedi. Onun (asm) zatında, bütün ümmeti namına inzal oldu. Dolayısıyla bizim de hemen her sıkıntılı hâlimizin bir inşirâhı, sevince dönüşmesi ve rahatlaması söz konusudur. Enfüsî âlemimizde tecelli edecek hakikatler mümkündür ve edecektir, inşaallah. Yeter ki biz, inşirâhı dâvet eder vaziyeti alalım.

Hadiselerde yalnız değiliz ve aksine yalnız olduğumuz düşüncesi bir zandır. O hadisede muhatap olduğumuz mevcudat, mahlûkat ve bir kısım insanlar ile beraberiz. Bütün bunların sevk ve idaresini ezelî ilmiyle bilen, kudretiyle yaratan, basiretiyle seyreden, imtihan eden Rabbimizle beraberiz. O, bu hadiselerin şahadetiyle bizimle alâkadardır. Allah, Muğîs’tir; hiçbir kulunu ve hiçbir mahlûkunu zor ve sıkıntılı anında yalnız ve yardımsız bırakmaz. Öyle ise yalnız değiliz. Gizli Hâkim bize bakıyor, bizi tecrübe ediyor, bir maksad için bizi bir yerlere sevk ediyor.

Ümitsizliğin tabiatıyla gelen moralsizlikle değil, ümidin getirdiği inşirâh ile zorluklar aşılır. İnsanın moral dünyasındaki en dehşetli hastalık yeistir ki bu da ümitsizliktir.

Bir şeyin, bütünü elde edilmezse, bütünü terk edilmez. Girilen işlerde başarı tamamen elde edilemezse, kazanılanı ile kısmen moral bulup, yapılan hatanın tesbiti ve tashihi yapılıp yeniden daha tecrübeli şekilde teşebbüs etmek, doğru olanıdır. Unutulmamalıdır ki yeis her kemâle manidir.

Ve bilinmelidir ki hayatın her menfi sahnesi, İnşirâh Suresindeki âyetlerin tecellisinin birer perdesidir. Elverir ki o müsbet neticenin tahakkuku için illet-i tamme (bütün sebepleri) harfiyen ve hakkıyla yerine getirile.

İşte bu noktadan bunaldığımız her noktada “Ey bu yerlerin Hâkim’i! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum (sığınıyorum) ve Sana hizmetkârım ve Senin rızanı istiyorum ve Seni arıyorum.” duâsını ısrar ve sabırla kapı açılıncaya kadar zikretmeliyiz.

Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk onun bineğidir. İnsanın himmeti ve gayreti şevke gelip şahlandığında ilk evvel karşısına ümitsizlik çıkar. Bu amansız düşmana karşı “Ümidinizi kesmeyiniz”[1] İlâhi emri ile mücadele edeceğiz. Ümidi kıran sabırsızlık ve acelecilik belâsını da “Sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın.” [2]fermanı ile def ederek kendimizi koruyacağız.

Mehmet Çetin

10.10.2018 Bostanlı İzmir

 

 

 

[1] Zümer 39/53

[2] Âl-i İmran 3/200

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir