Üç duygunun istikameti

Nâ’büdü Mütalâalaları-10

Bu üç duygu yani şehvet-gadap-akıl,  terbiye edilmezse ifrat ve tefrite; ıslah edilip vasatta muhafaza edilirse istikamet ve adalete vesile olur. Bu duyguların, önündeki üç mertebe ile sabırla istimalinin mütalâası hayatın hülasasını ifade eder.

Nedir bu kuvveler? Mertebeleri ve hassaları nelerdir? Hülasaten bakacak olursak gelecek ifadeler söylenebilir.

kuvve-i şeheviye”nin tefrit mertebesi “humud” olarak karşımıza çıkar. Yani ne helaline ve ne de harama şehvet iştihası olmamasıdır. İfrat mertebesi ise “fücur”dur. Yani haram helal demeyip saldırmak, yemek ve sahip olmaktır. Bu kuvvenin ifrat ve tefriti ferdî ve içtimaî rahatsızlığa sebebtir. “kuvve-i şeheviye”nin vasat mertebesi ise, iffettir. Yani helâline şehveti var, harama yoktur.

kuvve-i şeheviye”nin yemek, içmek, konuşmak, uyumak gibi pekçok teferruatı vardır. Bu füruatında kendi içlerinde bahsedilen ifrat, tefrit ve vasat gibi mertebeleri mevcuttur. Dolayısıyla mesela yemek konusunda ifrat ve tefrite düşmeden vasatı muhafaza ederek sağlıklı hayata vesile olduğu gibi Efendimizin (asm) sünnetine tabi olarak sevap işlenmiş olur.

“kuvve-i gadabiyenin” tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddi ve ne manevi hiçbir şeyden korkmaz.”

Öfke duygusu da sınır konulmayan duygulardandır. Irz, namus, mukaddesat çiğnenirken hiçbir tepki vermeyen ile korkulmayan şeylerden korkan kişi, öfke duygusunun tefritini yaşıyor demektir. Hiçbir şeyden korkmama anlamına gelen tehevvür ise insanın ve insanlığın fevkalade sıkıntı çektiği sıfatıdır. Tehevvüre kapılan insanı durduracak beşeri hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla “Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür.” Tehevvüre kapılarak uyguladığı istibdat, zulüm ve tahakküm ile insanlara müthiş zarar bu gadap duygusunun ifrat halidir. Korkan insan kendine zarar verirken öfkelenen insan hem kendine hem de başkalarına zarar verir. Böylece her ikisi de zarardır.

Gadap duygusunun “Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.” Cesaret manasındaki şecaat; aklın vasat mertebesindeki sıfatıdır. Dinî, dünyevî hukuku için canını feda ederken, aklını istikametle kullanarak vazifesi olmayan işlere de karışmaz.

Öfke duygusunun füruatında da ifrat-tefrit ve vasat mertebeleri var. O konularda da ifrat ve tefrite girmeden vasat muhafaza edilmeli.

Sınır konulmayan duygularımızdan olan “kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı batıl, batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekaya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; batılı batıl bilir, içtinap eder.

Aklı kullanmanın tefrit haline gabavet tabir edilir ki hiçbir şeyden haberi olmamaktır, bir nev’i ahmaklıktır. İfrat mertebesi ise cerbezedir. Hakkı batıl, batılı hak suretinde gösterecek şekilde aldatıcı bir zekaya malik olmaktır. Vasat mertebesi ise hikmete ram olmaktır. Hakkı hak bilip tabi olmak, batılı batıl bilip uzak durmaktır.

Aklın vasat mertebesindeki istimalinde Bediüzzaman Hazretlerinin şu tavsiyelerine kulak verelim: “  Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız.   Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz.”[1] İfadesi hayatımızın her anında rehberimiz olmalı, ta ki hikmetin nasib olduğu durumda hayra da nail olalım. [2]

Aklın, şu üç mertebeye inkısamı gibi, füruatı da o üç mertebeyi havidir. Aklı ifratkâr istimallerinden olan “ halk-ı ef’al” yani,  irade sahibi olanlarının fiilerini kendilerinin halkettiği meselesinde Cebriye mezhebi sebeplere tesirde cüz-i iradeyi inkar ederek ifratkâr yorumlar yapar. Bu hükümleri ile  insanı, bütün bütün cüz’i iradeden mahrum eder. Mutezile mezhebi de tefrittir ki, sebeplere tesiri insana vererek fiilinin halıkıdır der.  Ehl-i Sünnet mezhebi vasattır ki, o fiillerin bidayetini irade-i cüz’iyeye, nihayetini irade-i külliyeye veriyor.

Ve keza, itikadda da inkar ifrattır, teşbih tefrittir, tevhid vasattır.
Hülasa: Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir.
Yani gadapda secaat, şehvette iffet, akılda ise hikmet mertebesi adaletin ve istikametin ta kendisidir.

Haftaya; yasak olmayan, zulüm olmayan, esasen adalet yolu olan istikamet yolunu mütalâaya  devam edelim inşaallah.

Mehmet Çetin

17.03.2011-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Münazarat, sh.119

[2] Bakara Suresi, 269

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir