Toplumun kodlarını değiştiren sözleşme

                                                                                 İstanbul Sözleşmesi-2

            İnsanların, kadın erkek olarak bir birini tamamlayan fıtrî iki varlık olmasının ötesinde hem cinsiyetin korunması ve hem de iki cinsin meşru beraberliğinin sürdürülmesi, gerçekten zor olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Biyolojik farklılık, birbirinin hakkına tahakkümü gerektirmez, gerektirmemelidir. Yardımlaşarak hayatı ahenk içerisinde sürdürmek, asayişle huzuru yakalamak var iken fıtratın hilafına çözüm üretmek, raydan çıkmaya sebep olur.

Cinsiyet kavramını, fıtrî istikametinden çıkarıp, kamusal alana taşıyarak oluşturulan alanda yeni tabir ve kavramlarla yeni bir dünya kurup, mefhumlar üzerine bina edilen bu mevhum dünya, insana huzuru getiremedi ve getiremeyecek de. Geçmiş, bunun sayısız kötü örnekleri ile dolu, şimdiki hâlin yaşanıyor olması, bundan ders alınamadığının resmidir.

İstanbul Sözleşmesi’nde Madde 4/3’de zikredilen vasıflardan; cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, doğum, engellilik, sağlık durumu gibi vasıflar, insanın tercihinin üzerinde olanlardır. Tercih ya da iradesi dâhilinde olan din, siyasi veya başka tür görüş, mülk, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaması istenen vasıflar arasında ne yazık ki toplumsal cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim de âdeta sokulurcasına sıralanır.

Cinsel yönelim, kadının erkeğe, erkeğin kadına yönelik cinsel yönelim duyması, yaratılışta olan bir gerçektir. Kendi cinsine yönelim duyulması ya da istemesi ise sağlıklı ve sağduyulu insanın ve toplumun kabul etmeyeceği bir durumdur. Bu vaziyet, bizim yapımıza zıttır. Fert ve cemiyette zuhur eden hata, kabul edilmese de bir gerçektir. Ancak bu gerçeklik, ona imkân ve fırsat vermeyi gerekli kılmaz.

İstikametinden sapan her cinsel yönelim, fuhuş kapsamına girer ve fuhuş ise toplumun yapısını sarsarak yıkan bir dinamittir. Dolayısıyla fuhşa, hangi unvanlar verilirse verilsin, nasıl bilimsel tabir ve terimler getirilirse getirilsin nihayetinde bir sapmadır, meşruiyet sağlanmamalıdır.

İstanbul Sözleşmesi’nde sık sık tekrarlanan “Toplumsal cinsiyet” Batı dünyasında orijinal adı “social gender,” olan bu terim, içimize girmekle rahat durmadı. Bu iki kelimeye sığınarak toplumda bir kısım sapık davranış sahiplerinin, kendilerini toplumun bir parçası olarak kabul ettirerek, cinsiyet tercihlerini de kabul ettirme gayretinden öte bir şey değildir.

Doğrusu, “İnandığınız gibi yaşamıyorsanız; yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”, denilen şey herhâlde bu olsa gerek.

Cinsiyet kavramının yaratılış ile alâkasının kesilmesi istikametinde öncelikle kamusal alana taşıyarak, orada biyolojik yönü, ‘cinsel yönelim’ etiketli oluşturulan terimlerle sıradanlaştırıldı.  Sonra bu nevi tercihleri kişilerin arzularına tabi kılarak meşruiyet kazandırıldı. Nihayetinde özgürlük alanına giren bir ‘yaşam tarzı’ yaftasıyla kamuoyuna sunuldu. İşte bunlar olsa olsa sınır tanımaz arzuların, tatmin olmaz nefsin ve şehvetin değişik desise ve hilelerinin üzerine giydirilen ilmî unvanlarla, masum pek çok maddelerin yanında sözleşmeye sokulup onaylatılan hatalardır.

Toplumsal cinsiyetin kapsama alanı diye girilen alanlarda kurulan tuzaklarda rol alan ve bu oyunu severek ilgiyle seyreden kimler?

Kavram kargaşası ile insanımızın kafaları karıştırıldı. Kurt, bulanık havayı sever. İthal ve yerli filmlerde, dizilerde, yarışmalarda, festivallerde ve çeşitli eğlence programlarında giydirilen melez kimlikle rol model verilen cinsiyeti belli olmayan oyuncular, oluşturulan kargaşayı hızlandırdı. Araştırıcı olmayan, aksine taklitçi olan insanlar özendirildi, ne yazık ki bunlar çoğunluğu teşkil ediyor. Ve cemiyetin içerisine kurt girmiş oldu.

Devam edeceğiz.

Mehmet Çetin

09.12.2019 Yeni Foça İzmir

 

1 Yorum

  1. SA. Harikulade bir tahlil, teşhis ve tesbit. Tebrikler binlerce kez…. Tanrıya savaş açmış ve Tanrının elini kıyamete zorlayan bir milletin Tanrının has ve seçilmiş bir milletini yani Tanrının yeryüzündeki eli sayılan bir mübarek milletin en temel taşı olan aile yapısını bozmaya ve neslin sıhhatini hastalandırıp Eski kavimler gibi Tanrının gazabını çektirip erken bir kıyameti yaratmak üzere kurgulanmış ve uygulamaya konmuş ve de bizim dinde hassas fakat muhakeme-akliyede noksan akl-ı evvellerimiz tarafından acilen ve sorgulamadan taklid yalakalık nevinden hemen uygulanan bir Yahudi projesinden başka bir şey değil. Mümin ferasetli olmalı. Kodlarını, inancını, nesebini korumalı. Vesselam. (Yorumumuzda Tanrı kelimesi muhatap Yahudiler olduğu için bilerek kullanılmıştır.)

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir