Teklif-i mâlâyutâk yok!

Na’büdü Mütalâaları-20

Miraçdaki hediyelerden birisi de teklîf-i mâlâ yutak olmamasıdır. Teklîf-i mâlâ yutâk, yani, gücümüzün üzerinde teklifin olmamasıdır. Bakara’nın son kısmında geçen  ” lâ yükellufullahi..” [1] ile gücümüzün üzerindeki tekliflerde mükellefiyetimizin olmayacağı müjdesi verilir. Âyetin devamında tekrarlanan Rabbenâlı hitaptaki “nâ” (biz) zamiri ile de dikkatimizi çekerek duaya davet eder.

Öncelikle âyetin konumuzla alakalı kısmını okuyalım: Allâh hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez…Ey Rabbimiz!,…”

Bu cümlede gücümüzün üzerinde teklifin olmayacağı ifade edilir. Cümleyi değişik şekilde şöyle ifade edelim: Yapılan her teklif, gücümüzün dâhilindedir. Karşılaştığımız bütün hadiselerde pes etme hakkına sahip değiliz, bu bir. Zira teklif, emirdir, dolayısıyla ubudiyetle mükellefiz. Ubudiyetin gerçekleşmesindeki üç esas olan itaate, musibete ve masiyete sabır konusunda kesinlikle ve tartışmasız bir şekilde Rabb-i Rahimim merhametine ihtiyacımız var. Onun için “lâ havle”yi bol bol okuyup, “Rabbena”daki umumi manalı duaya muhtacız.

İkincisi ise ubudiyetin devamı için yine Rabbenâlı duaya muhtacız. Rabbimiz, rububiyeti ile bizi terbiye ederken muhatap kıldığı bütün hadiselerle baş edebilme kabiliyetimizin inkişafında yapılacak fiili duaya, Rabbenâdaki ulvi mananın tahakkuku için yine Rahman-ı Rahimim merhametine muhtacız. Çünkü na’büdüdeki üç taifenin namına yapılan duanın selameti için kulluğumuzun devamı lazım. Lazım olan devamda inkıtaa uğramaması için istidatımızın sürekli inkişafı gerekir. İnkişaf ile gelişen kabiliyet, mükellef olduğu teklifler karşısında sarsılmayıp, ubudiyetini selametle devam ettirir.

Âyetin ilk cümlesinde gücümüzün üzerinde teklifin olmaması anlaşılır. Dolayısıyla yapılan teklif ilm-i İlâhîde yapabileceğimiz ve gücümüzün yeteceği işlerdir, kulluktur. Kulluğun kâmil hedefe devamı için dua her anımızda şarttır. Zaten, kulluğun kemâli duadır. Duanın kemâli ise na’büdüdeki üç taife namına yapılması ile mümkündür.

Bakara’nın bu son ayetinin ilk cümlesi, aslıyla, Risâle-i Nur Külliyatı’nda sadece On Altıncı Mektup’taki meşhur Beşinci Mesele’de geçmektedir.[2] Beşinci Mesele’nin tekrarlandığı risâleleri tekrar sayarsak, sadece bir yerde geçer.[3] Tefsiren pek çok risalede işlenen âyetin bu ilk kısmı, Üstadın hayata bakışının kaynağıdır. Başka bir ifade ile Külliyatı’nda, hayatı değerlendirdiği “Hem madem”li kıyaslamalarının nebâen ettiği ayettir.

Sekiz tanenin sekizincisindeki “Hem madem”i ile bize gücümüzün üzerinde teklifin olmadığı müjdesi verilir. İlk “Madem” ile hayatın faniliğini söyler. Ömrün kısalığı, lüzumlu vazifelerin çokluğu dile getirilir. Ebedi hayat burada kazanılır. Dünya sahipsiz değildir. Bu misafirhanenin çok hikmetli ve merhametli bir tedbir edeni var. O gün iyilik ve kötülük karşılıksız kalmayacak. Akıllı olan kişi, zararsızı zararlı olana tercih eder. Dünyevi bütün dostlar kabir kapısına kadardır.  O halde en bahtiyar olan kişi, dünya için ahireti unutmamalıdır. Bu mademlere dikkat edip, mukayesesini yapsın ve ebedi saadete girsin. Başa gelen musibetlere ve sıkıntılara aldırmayıp, merak dahi etmeyip, kalben dünyaya bağlanmaz.

Âyetin bu kısmını “Madem”ler ile idrak etmeye çalışırken, âyetin bütününde üç sefer geçen Rabbenalardaki “nâ” (biz) ifadelerinde saklı olan üç taifeyi hatırlayarak manayı şümullendirmeyi unutmayalım. Evet, o “mademler” deki kıyasları na’büdüdeki üç taife namına söylemeliyiz. Tefekkürümüzü bu üç taife üzerinden yaparak manamızı zenginleştirmeliyiz.

Masivanın vekiline de bu manalar yakışır, elhamdülillâh.

Mehmet Çetin

17.10.2012.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir.


[1] Bakara 286

[2] Mektubat, sh.119

[3] Risâle-i Nur Külliyatı’nda Geçen Âyetler, Mehmet Çetin, sh. 132

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir