Tefsirlerde ihdinâ mütalâası

Nâ’büdü Mütalâaları-7

Fâtihada ‘ihdinâ’s-sırâte’l-müstakîm’ duası bize hidâyetin istikâmette olduğunu gösterir.[1] Duamızın anafikri Rabbimizden istikâmet üzere olmamızı taleb etmektir.

Fâtihayı namazda okuyoruz. Namaz kılan mü’mindir. Her mü’min hidâyete ermiştir. O halde her namaz kılan hidâyete ermiş demektir. Namazda fâtiha okurken ‘İhdinâ’ talebi ile zaten hidâyet üzerinde olduğumuz halde yine de hidâyet duasında bulunmuş oluyoruz, ki verileni yeniden istemek gibi oluyor, bu ne demektir?

Evvela “Hidâyetimizi artır ve devamlı kıl.” mânâsı anlaşılıyor. O halde bu dua çok yerinde oluyor. İnsan âciz ve fakir olduğu, nefs-i emmareyi taşıdığı ve şeytanla her an muhatap olduğu için daima Rabbinin inâyetine ihtiyâcı olduğunu hissetmeli ve O’ndan hidâyeti devamlı istemeli.

İki nokta arasındaki hattın en kısası  istikametli ve doğru olanıdır. Maneviyatta, manevî yollarda ve kalbî mesleklerde de en doğrusu,  en müstâkîmi ise en kısa ve en kolayıdır.[2]

Üstad, Risale-i Nur’da bütün muvazenelerin, mukayeselerin işaretinin ise hidâyeti ve istikâmeti gösterdiğini söyler. Küfür ve dalâletin ise en müşkilatlı ve karanlıklı yol olduğunu ifade eder.

Bediüzzaman, ihtiyâçlarımızın evvelinde hidâyeti istemeli der. İlk önce neyi istememiz gerektiğinin terbiyesini fâtiha ile Rabbimiz yapıyor. ‘Ne istiyorsunuz?’ sualinin cevabı elbette ‘İhdinâ’ olmalı. Zira hidâyet nasib olmalı ki daha sonra isteyeceğimiz ‘sırate’l-müstâkîm’de isikâmet hidâyete istinad etmeli.

Temelleri sağlam olan hayat, inşaallah istikâmetli olur. Hidâyetli istikamet; fâtihada bize bakan esasların başında gelir. Bu noktadan kıraat olunan her ihdinâda mümkün olduğu kadar bu manâlar hatırlanarak ifade edilmeli. Ne isteyeceğimizi bilerek edilen dua daha şuûrlu, derin ve inşaallah ihlâslı olur.

“Taberi, tefsirinde “ihdinâssırâtelmüstâkim” ayetini, İbn-i Abbas’a dayandırarak, “Bizi sırat-ı müstâkimde sâbit kalmaya muvaffak kıl, bize hidâyete götüren yolu ilham et” şeklinde tefsir ediyor. Ona göre hidâyet, tevfik anlamına geliyor.”[3]

“Zemahşeri, ‘İhdinâ”nın hidâyet talep etmek olduğunu, bunun da, hidâyete erenler için ‘daha fazla hidâyet talebi’ olduğunu, bir de ‘bizi sâbit kıl’ anlamına geldiğini bildiriyor. Ona göre bu bir dua cümlesidir. Dua cümlesi ile emir cümlesi aynıdır. Çünkü her ikisi de taleptir.”[4]

Fahreddin Razi, ayetteki “ihdinâ” ifadesinin hidâyet talep etmek olduğunu beyan ediyor. Ona göre hidâyetin elde edilmesi iki yolla meydana gelebilir: Bunlardan birincisi, delil ve hüccet ile marifet istemektir. İkinci yol da, batını tasfiye etmek, temizlemek ve riyazettir. Allah’ı tanıma, istidlâl yolları ise sınırsızdır. Kainatta bulunan her bir zerre onun kemâline, izzetine ve celâline işaret ediyor. Her bir zerrede Allah’a şahitlik eden deliller vardır.[5]

Bediüzzaman’ın, “Hiçbir şey yoktur ki  O’nu övüp O’nu tesbih etmesin”[6] ayetini masivada âdeta okuduğunu görüyoruz. Evet âdeta Külliyatın hemen her kısmında Rabbimizi tesbih etmemizi ta’lim eden ifadelerini yani bu ayetin tefsirini okuyoruz. Bu hal ise O’nun, müfessirler arasındaki farkı ortaya kaymakta. Bu tesbih ile insan masiva ile beraber olup, külliyet kesbedip zikre, tesbihe küllî ubudiyetle devam etmek manâsı zahir olur.

Kâinatın her cüz’ündeki ehadiyeti ifade eden mektupları okuyarak vahdete gidip; rububiyeti müşâhade ve tesbitin ardından ubudiyetle tesbih ve ta’zim etmek kulluğumuzun şiârıdır.

İhdinâyı söylerken ve isterken iki yoldan biri olan hüccet ile ma’rifet elde etmeliyiz. Demek ki yıllardır okuduğumuz Risaleler, ma’rifetin ta’limini yaptırıyormuş. Takvâ ve amel-i salih dersi de ikinci yol olan batının tasfiyesi ile bir manâda riyâzeti tatbik ediyor.

Risale-i Nur’un talebeleri; asırlarca tavsiye edilen bu manâları, enfüsî ve afâkî tefekkürleri okuyarak tatbikatını yapıyorlar, selefînin tenbihlerini, Üstadlarının ifadesi

ile anlamış, uygulamış oluyorlar. Hidâyetlerinin tekâmülüne çalışırlar.

Hidâyetin tekâmülünü isterken, dalâletin de yardım ettiğini unutmamak gerek. Zira imanın tekâmülüne de küfür yardım eder. Küfür ve dalâletin ne kadar pis ve zararlı olduğunu gören bir mü’min imanı birden bine çıkar.[7]

Bakara suresinin ikinci ayetinde geçen “Hüden” kelimesinin tahlilini yapar. Bu tahlilde Said Nursi; ayeti, “Doğru yola irşad ediyor. Muttakilere doğru yolu gösteriyor.” şeklinde yorumluyor. Ona göre ism-i fail olan “hadi” yerine, mastar olan “hüden” kullanılması hidâyet nurunun cisimleştiğine ve hidâyetin Kur’an’ın kendisi olduğuna delalet ediyor. Burada müttakiler için bir hidâyet olduğunun söylenmesi, hidâyetin meyvesini ve tesirini göstermek içindir. Bu konudaki bazı yorumlar da hidâyetin takvâyı netice vereceğini, takvânın da hidâyeti artıracağını ifade ediyor.

Kurtuluşa ermek, hidâyete doğru yürümek, insanların kesb ve ihtiyarları dahilindedir. Ama esas hidâyet ise elbette Allah’tandır.[8]

Na’büdü, ayetlerle hayâtın her safhasında devam edeceğe benziyor ve devam edecek.

Mehmet Çetin

20.01.2011-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Köprü, 91/45

[2] B.S.N. Şualar sh. 961, F.Razi, Tefsir-i Kebir c.1 sh. 355

[3] age.

[4] http://arifanalperen.blogcu.com/neden-mursid

[5] ags

[6] İsra Suresi,44

[7] İşaratü’l-İ’caz, sh. 357

[8] age. Sh.105

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir