Suriye bu hâle nasıl düştü?

1977 yılında Yeni Asya Yayınları arasında yayınlanan kitapçığı yeniden okuyunca tarihin tekerrür ettiğini bir kere daha idrak ettim.

450 yıl Osmanlıya bağlı olan Suriye, tarih boyunca en verimli ve başarılı devirlerini yaşamıştı. Kuranların ve yıkanların Müslüman olduğu Osmanlı’nın ardından Suriye, Fransa’nın boyunduruğunda kaldı. 1939 yılında başlayan Suriyeli vatanperverlerin mücadelesiyle 1946 yılında bağımsızlığı ilân edilir. Geride kalan savaşlı ve sömürülme yıllarının ardından önlerindeki bağımsızlık döneminde daha çok birlik ve beraberlik içerisinde çalışıp, ahlâkî ve iktisadî kalkınmayı başlatıp yükseklere taşımak yerine para kazanarak rahata hemen meyledildi. İfsad komitesi, ön yüzü özgürlük olan sosyalizm ve komünizm maskesi altında gençlerin ahlâkî değerlerini aşındırıyordu. Eşraf ve esnaf ise sadece “Allah, onların belâsını versin.” temennisinde bulundular.

En büyük talihsizlik ordunun siyasete karışmasıyla başladı. 1949 yılından itibaren on adet civarında ihtilâl oldu. İhtilâl yıkım idi. Yerli görünümlü yabancı kaynak ve destekli tahribatın ardından Rusya elini hiç çekmedi. Körüklenen tarafgirlik, halk arasında çok zararlı tefrikalara sebep oldu. Siyasetle yatıp kalkan ordu, gruplaşmanın en tehlikeli alanıydı. Siyasî, malî ve dünyevî her nevi yolsuzluk, kurumlardaki disiplini harap etmişti. Rus yanlısı olanlar kadrolaşma adına her nevi hazırlığı hızla yapıp, kadrolara adamlarını yerleştiriyor, diğerleri ise tarafgirlikle meşgul daha doğrusu meşgul ediliyordu. Bölgedeki İhvan-ı Müsliminin gayretleri de çeşitli ve ayrı sebeplerle yetersiz kaldı.  Nihayetinde Rusların Akdeniz’e inmeleri Suriyeliler sayesinde gerçekleşti. Ve o dönemler Suriye tarihinin en kötü yılları oldu.

Sadece o dönemler mi?

Bugün, Orta Doğu,  harita mühendislerinin atölyesi olurken tezgâh Suriye’de kuruldu. Cehalet, zaruret ve ihtilâf yıllardır zaten alevlendirilmişti. Afrika’da başlatılan “Bahar” Suriye’de yaz mevsimini görmeden “Sonbahar”a dönüştü. Zaman zaman sanat, marifet ve ittifak dâvetleri kendini gösterse de yetersiz kalıyor, yukarıdaki pervânenin rüzgârına kapılan halk bugüne kadar geldi.

Suriye halkı oynanan oyuna geldi yahut getirildi. Suriye, BOP’un (Büyük Orta Doğu Projesi’nin) uygulama alanı mıydı acaba? Gelen, geçmişine rahmet okuttururcasına şenaatler, cinayetler işledi. Her ne olursa olsun mutedil Müslüman; devletine sahip çıkıp, sulh ve sükûnun sağlanması, asayişin temini, hürriyetin idamesi, imanın takviyesi, meşveret ve meclisin sağlıklı çalışması istikametinde gayret etmelidir.

O günkü Yeni Asya’nın yayınladığı broşürü okurken masaya konulan cetvel ve pergeli görür gibi oldum. Şimdi, pergeller kaldırıldı, çizilen haritanın gerçekleştirilmesi için her güç, rollerini yapıyor.

Elimizden neler gelir idi? Varın siz cevap verin…

Mehmet Çetin

17.02.2016 Bostanlı İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir