Son Şahitlerden Hasan Akyol

Sırtında kilim vardı, “Ne yaparsın Hocam, ekmek parası” diye dertlenmişti, 1981 yılının Kasım ayındaki görüşmemizde. Sohbetin Üstad ile alâkalı kısmına gelince heyecanla pervasızca “Ben, Bediüzzaman ile beraber hapishânede kaldım. Onun hizmetçisiydim.” dedi.

Hasan Amcayı dinliyoruz:

“1945 yıllarında bir gedikli başçavuş ile geçinemedim. Adamı bıçaklayıp kodesi boyladım. Bir zaman sonra hapishâneye Bediüzzaman ve Talebeleri geldiler. Hoca Efendiye ayrı bir oda tashih edildi. Hepsi efendi adamlardı.

            Hapishânede disiplin çok sıkı idi. Kat’iyyen kimseyi Hoca Efendinin yanına almıyorlardı. Hele bir hapishâne müdürü ve muavini vardı ki sormayın! Çok sert ve acımasızlardı.

            Muavin bana, Hoca Efendinin hizmetinde bulunmamı söyledi. Sebebi, ben diğerleri gibi Bediüzzaman’ın talebesi değildim, henüz. Hizmetine başladım. İbriğini doldurur, sobasına bakardım. Talebelerin gizlice yazdıkları yazıları ben iletirdim.

            Hoca Efendi, sabaha kadar onlarla meşgul olurdu. Uyuması yok idi, yemesi de. Bir iki saat seccadesine kıvrılır, o kadar.

            En çok dikkatimi çeken şu idi: Her akşam lastiklerinin tozunu alırdım. Gıcır gıcır bırakırdım. Sabah baktığımda ise tozlu olurdu. Zaten kendisini dışarı çıkarmıyorlardı. Nasıl oluyor? Bu toz lastik ayakkabılara nereden geliyordu, anlayamamıştım!

            Tabi, bu ara her iki tarafı idare ediyordum. Müdür muavini sıkı sıkı tenbih etmişti. “Arada irtibat olursa bana haber et.” demişti. Ben onu işletiyordum. Arasıra gidip tekmil veriyor, bir şeyin olmadığını söylüyordum.

            Bir gün hapishâne yolunda Mısırlı Camii’nde namazda Hoca Efendiyi görürler. Acele hapihâneye gelip Bediüzzaman’ın odasına çıktıklarında namaz kıldığını görürler.

            Kendisi gerçekten çok büyük bir insandı. Kat’iyyen kötü fikri yok idi. Bitmeyen bozuk parası var idi. Her gün harcama yaptığı halde parası bitmiyordu. Parasının hepsini bir tabağın içerisine koyardı. 440 kuruştu. Akşama kadar harcama yapardım fakat akşam saydığımda yine 440 kuruş kaldığını görürdüm.

            Bir gün fare, Hoca Efendinin koluna girmişti kolundan aşağıya indi. Kendisi bir şey yapmadı. Fare usulca yere inip bekledi.

Bana:

            -Kardeşim, bu hayvan acıkmış biraz ekmek ver, dedi.

            Yine bir gün müdür muavini gelip Hoca Efendiye saçlarını kesmesini söyledi. Hoca, “Elimi açtırmayın, başınıza belâlar gelir”, dedi. Muavin sarardı, kaçtı.

            Bir ikindi namazında ezan yeni şekilde okunuyordu. Hoca Efendi, cama vurarak durdurdu. “Ezanı öyle değil “Allahuekber” diye okuyacaksınız, her nevi mes’uliyet bana ait.” dedi. Ezanı Afyonlu Kasap Kel Ahmet okuyordu. Hemen değiştirerek eski şekilde okudu.

            Hoca Efendinin hapishâneye gelişinden sonra hemen herkes namaz kıldı. İki kişi kalmıştı, onlarda çingeneydi. Cemaatte çok kuvvetli birisi vardı. Jandarma başçavuşu idi, orada görevliydi. Ama çok kuvvetliydi. Çingenelerin namaz kılmadığını görünce onlara yumruğunu göstererek namaza çağırdı. Onlarda sopa korkusuyla acele gelip abdestsiz namaza durdular.”

Afyon ilinin Şuhut ilçesi Lisesi’nde öğretmen iken Ağzıkara Köyüne giderek Hasan Akyol ile görüşmemizin notlarıydı bu hatıralar.

Allah rahmet eylesin, mekânı Cennet olsun.

Mehmet Çetin

25.02.2018 Bostanlı İzmir

 

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir