Siz de var mısınız itirafa?

Demirci Kenan usta ile konuşurken, boynundaki küçük tezgâhında kol saatleri ve güneş gözlükleri bulunan elli beş altmış yaşlarında birisi selam vererek içeri girdi. “Varsa bir Ankara gazozu alayım” dedi ve soğuk olmasını da tembih etti. Merhabalaşmanın ardından, bu yaşta boş durmayıp çalıştığından dolayı tebrik ettik. O da günde şu kadar kilometre yürüdüğünü anlatmaya başladı ve nihayet yaşının yetmiş dört ama elli beşinde gösterdiğini söyleyince şaşırdık.

Benim şaşırmam tebrik ve takdir duygularımla beraber bundan sonra oldu. “Vaktiyle iki arkadaş uzun bir yolculuğa çıkmışlar” diye çıkış yapıp dikkatleri anında üzerine çeken demirci ustama döndük, hep beraber, merakla.

“Bu iki arkadaştan birisi sağ yola giderken, diğeri sol yola gitti. Yolu geniş bir çöle çıktı. Yürüdükten sonra arkasındaki meşelikten fırlayıp gelen aslanı görünce koşmaya başladı. Nihayet önüne bir kuyu geldi, korkuyla aslandan kurtulmak için atladı içine. Derken tam yarısında eli bir….” diye hikayesini öylesine heyecanlı ve samimi olarak anlatıyordu, Kenan usta.Yıllardır bu hikayeyi okumalarım ve dinlemelerim ardından yeni dinliyormuşçasına merakla takip ediyorum. Araya giren kısa fasıllarda yetmiş dörtlük abimiz, “Eee, sonra ne olmuş?” diye devamını istiyordu. Kenan ustam gayet ustaca kullandığı tonlamalarıyla heyecan katan hikâyesine devam etti. Bitirmenin ardından hikâyeden alınacak derslere gelince, diğer dinleyenler daha da yaklaştı. Hatta önüne diz çöküp dinleyenler oldu.

“İşte, bizim her an ecel aslanı arkamızda, kabir kuyusu önümüzde, bu iki sıkıntılı hâlin içerisinden çıkmanın yolu; kuyudaki iyi huylu olan kardeş gibi, her şeyin sahibi olan Rabbimiz olan Allah’ımıza sığınacağız. Etrafımızdaki olaylar hep bir maksat ve hikmet dâhilinde hareket ediyor. Şu masadaki odun gibi ağaç ve otları yiyen hayvanlardan bize süt veren, elsiz bir böceğin eliyle ipeği giydiren, bal arısının eliyle balı yediren Rabbimiz bunlarla hikmetini nazarlarımıza ve faydalanmamıza arz ederken, bizden bir marziyyatı olmalı. Onu öğrenip yerine getirmeliyiz….” dedi ve dinleyenlere göz gezdirdi. Cevabını almışçasına tane tane anlatmaya devam ederken ben içime döndüm ve deruni muhasebeye başladım.

Risale-i Nur, iman, hayat ve Şeriat usulü üzere hizmetini devam ettirir. Öncelikle iman muhkem hale getirilmeli. Takviye edilerek kuvvetlendirilmiş imanın hayata tatbiki ve Cenab-ı Hakkın emir ve nehiylerinin bütünü olan Şeriatın hayatımızda esas edilmesi gerekir.

Bu düşünceler içerisinde yıllardır hayatımız sürerken, samimiyetle anlatılan şu hikâyeyi, insanların dikkatini toplayarak, ilgiyle izlendiğini, takdirlerle dinlendiğini ve ibretlerle ders alındığını yaşadım. Onlar Demirci ustamdan dersini alırlarken ben de Kenan ustamdan farklı bir şekilde aldım.

Şu satırları, daha fazla duygusal yazabilmeye, daha fazla okuyucuya ulaşabilmeye çalışırken ve bunları da inşaallah hizmet niyetiyle yaparken, kendimi şöhretten, daha fazla tanınma gayretinden bütün bütün uzak tutamıyorum. Bu ifadelerim de nedametli itirafım olsun. Ama Kenan ustanın hiç böyle bir derdi olmadığını bihakkın gördüm ve yaşadım. Maksadı ise sadece hasbi olarak yıllardır dinlediği ve dinleyerek kendine göre kelimelerle hikâye ettiği dersini, ama hayat dersini anlatmaktı ve anlattı da…

O dersini anlattı, ama ben derdimi anlatabildim mi, bilemem? Derdim yukarıdaki satırlarda zikrettiğim itirafım değil sadece ki bu bana yönelik bir konudur. Size yönelik konuyu da sizin çıkarmanız gerekir diye düşünüyorum.

Risale-i Nur’a intisap eden zatın en ehemmiyetli vazifesinin tatbikini yaşadığım bu hatırada dostun, kardeşliğin ve talebeliğin hassalarının, hayattaki uygulama konumunu da gördüm. Bu üç grupta biz hangi kısmındayız acaba?

İnşallah bu üç kısmın birindeyiz, ümidi ve duası ile devam eden hayatımızda dikkat etmemiz gereken bir noktayı hatırlatarak mütalâamıza son verelim.

Yaşanan hayatın her anı ve günü, biri birini tutmamakta. Bazı zamanlar dini hislerimiz zirvede olurken, bazı zamanlar sürünmekte. Genel manası ile Nur Talebeliliğimizde; Risale-i Nur ile dolu dolu olduğu zamanlar zirvede, okumasız ve derssiz geçen zamanlarda ise maalesef sürünmekte olduğunu ben yine itiraf ediyorum.

Siz de var mısınız itirafa?

Mehmet Çetin

10.10.2012.Karabağlar-İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir