Siyasîlerin tepkisizliği acıtıcı

Mehmet ÇetinPosted by

Eğrisiyle Doğrusuyla

İstanbul Sözleşmesi 7

Bizden ol(may)anlar tarafından hazırlanarak (6284) yasalaştırılan İstanbul Sözleşmesi, gerçekten bir netice imiş. Hem de vaktiyle yapılanların bir sonucu olarak.

İstanbul Sözleşmesi kapsamında içimize sokulan şer plânları, başarıya ulaşmış gibi gözükmektedir. Onların, bu plânlarını milletin güven duymadığı siyasîler eliyle değil de muhafazakâr ve güven duyulan kadrolar eliyle bünyeye sokulması cidden çok acıtıcıdır. Ve bunu da onların eliyle kolayca yapabiliyorlar.

Ki, Meclisten yirmi altı dakikada 6284 vesilesiyle devletin kasasından keselerini dolduran ile meclis dışı kalarak siyasî akıbeti bitenlerin yedikleri tokatları burada söz konusu etmeyeceğiz.

Partiler, mecliste millete vekâletle öz değerlerinin rağmına olan uygulama ve tekliflere tepki vermesi gerekir. Kendi değerlerimizle uygulayageldiğimiz demokratik hayatımızı, bir takım hataların kurbanı yapmamalıyız.

Mevcut partilerden Demokrat Parti’nin “Parti Programı”nda bulunan 2. Bölüm Temel Hak ve Hukuk Anlayışımız kısmındaki tashihe muhtaç bir ifade, tedaviye muhtaç bir yaradır:

“Türkiye’de yaşayan herkesin kökenine, inançlarına, gelir düzeyine, fiziksel durumuna, cinsiyetine, cinsel yönelimine, yaşadığı ve çalıştığı yere, yaşına, kim olduğuna bakılmaksızın eşit hak, özgürlük ve fırsatlara sahip olacağı bir düzeni meydana getirmeyi siyasal varlık sebebi olarak görmektedir.”

Siyaseten görevli ve yetkili olanın da olmayanın da kadın hakları savunuculuğu yaparken muvazenesiz, en iyimser ifadeyle konumlarını koruma ve kollama kaygısıyla hareket ve beyanatta bulundukları da maalesef acıtıcıdır.

 

Eğrisi- doğrusu adına

İstanbul Sözleşmesi’nde; dini, dili, ırkı, mesleği, cinsiyeti, yaşı ve bulunduğu mekân ayırt edilmeksizin şiddet mağduru bütün insanların haklarının savunulması ve yaptırımlarla şiddetin her şeklinin engellenmesi noktasından değerlendirildiğinde olumlu bir yaklaşım ortaya çıkar. Hakikaten; kadın, çocuk ve mağduriyete uğrayanın öncelenmiş olması takdir edilecek bir duruştur.

İstanbul sözleşmesi kadına şiddeti kesecek demek, ya da kadına şiddetin neticesi olarak İstanbul sözleşmesini görmek, kolaycılık olur. Toplumda süregelen sosyolojik değişiklikleri görmezden gelerek bir antlaşmayı, yaşanan şiddetlerin tek sebebi olarak da göstermek mantıklı değil.

Bir de şöyle soralım: Bu sözleşme iptal edilirse bahsedilen problemler bitecek mi?

Sosyal konular, sloganlarla çözülmez, uzun soluklu sabırlı eğitim ve tedbirlerle yol alınır. Akılsız dostun, akıllı düşmandan daha fazla zarar vermesi yanında, cahil güruhun, maksatlı zihniyetin, menfaatçi şahsiyetin, tarafgîrâne hareketin, asayişi netice vermeyen hizmetlerin vereceği hasar da unutulmamalıdır.

Şiddet, kadına erkeğe hangi cepheye, hangi yöne giderse gitsin bir insanlık ayıbıdır. Din ve namus; asla şiddetin kaynağı değildir ve olamaz, olmamalıdır da.

Tercüme hatalarına dikkat

İstanbul Sözleşmesi metni İngilizce hazırlanmıştır.

Tercüme farklılığından faydalanılarak kötü yönlerinin geçiş için yumuşatılarak tercümesinin yapılması ihtimali var. Bir diğer yönü ise metindeki iyi tarafların tercüme hatasıyla tam anlaşılmasına engel olmaktadır.

Sözleşmeye yönelik yapılan eleştirilere, bu tercüme farklılıkları cephesinden de bakılması gerekir

Mehmet Çetin

12.12.2019 Yeni Foça İzmir

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir