Siyaset yoluyla galebe edilemez, üzerine

Bazı hakikatler var ki yaşandıkça daha iyi anlaşılıyor ve gerçekten zaman güzel bir müfessir ve nasihatçı imiş.

Eski Said döneminde siyaset yoluyla hizmet eden Bediüzzaman, Ankara’ya gelirken eskiden beri tasarladığı pek çok projelerinden bazılarının çözüme yüz tutması, hürriyetin önünü açacak meşrûtî sisteme geçilmesi, cumhuriyetin de isim ve resimle kalmayıp ama istibdada dönüştürülmemesi gerekir gibi düşüncelerle Meclise gelir. Yayınladığı beyannamenin ardından bilindiği şekli ile Mustafa Kemal ile münakaşası olur ve nefsinin safsatalarını dinleyen, şeytanın vesveselerini esas kabul eden adamlarla ciddi işler yapılmayacağını ifade eder, yapılan ücret tekliflerini reddederek ayrılır.

Ayrılırken yaptığı tesbit, sonraki hayatının ve hayatımızın temel prensibi oldu. O’nu bu karara yönlendiren ve bize temel olan prensibin kaynağı mealen şu hadistir: “O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset canibiyle onlara galebe edilmez; ancak manevî kılıç hükmünde olan i’caz-ı Kur’ân’ın nurlarıyla mukabele edilebilir.”

Bediüzzaman Hazretleri, yaptığı görüşme ve gözleminde hadislerin haber verdiği ahirzamanda gelecek o müthiş şahıs olan süfyanın zuhur ettiğini tespit eder. Tahripkâr o şahsiyetin zuhurunu görüp, çok ehemmiyetli vazifeleri ve siyaseti bırakarak, yalnız iman hakikatleri ile meşguliyeti gaye edinmek üzere hiç tereddüt etmeden Ankara’dan ayrılır.

Nur Talebesinin siyasetle alâkasının olmadığını, olmaması gerektiğini takip eden yıllarda sürekli ders verir. Dâhildeki hareketin asayişi muhafazayı netice veren, müsbet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî ihlâs sırrı ile olması gerektiğini ısrarla söyler.  Daha pek çok şekilde siyasetten uzak durulması gerektiğini anlatır. Ama ne gariptir ki siyaset son derece caziptir ve kapsam alanı kuvvetlidir, yakınında duranı iradesiz bırakarak çeker, alır ve yutar.

Yaşanan meş’um darbe hadisesi de gösteriyor ki siyaset yoluyla dine hizmet etmek, hadisçe tavsiye edilmeyen bir hizmet tarzıdır. Onlardan hizmet etme niyetinde olanlarla beraber bazı masum ve samimî olanların dahi bir şekli ile müfsid entrikalarla âlet edilebileceğini de yaşayarak anladık.

Bu hadise, aileleri parçalarken, mü’min halkın nazarında dine ve imana yönelme ve hizmet etme arzu ve ümidini kırmaya kullanıldı. İmana girmek isteyen müteredditleri savurdu. Çoğu yalancılıktan ibaret olan dünya siyasetinde Mehdi olma beklentileri siyasetle bulaşınca, iman hizmetindeki ihya hareketinin sekteye uğratılıp zındıka ve ifsad komitesini iştahlandırdı.

Bize düşen; doğru İslâmiyeti ve İslâm’a lâyık doğruluğu gösterdiğimiz gibi doğru Nurculuğu ve Nurculuğa layık doğruluğu davranışlarımızla ifade etmeliyiz. Bu cümleden hareketle, zanlara dayalı anlayış yanlışa, meşverete dayalı hareket doğruya götürür. Risale-i Nur’da, siyaset ile meşguliyetin özelinde şahıslara sıralanan özel şartlarla anlatılırken cemaat genelinde ise iman hizmeti ile kardeşlik ve birlik bağlarının kuvvetlendirilmesi ısrarla vurgulanır.

İman hizmeti Allah rızası için yapılır ve yapılmalıdır. Değil dünyevî, uhrevî maksatların dahi hedef kabul edilmemesi gerekir. Kaldı ki “İslâm’ı bu devletin başına hâkim kılacağız”, düşünce ve niyetinden ziyade en büyük cihad olan nefisle yapılan cihadın daha önemli olduğu ve diğerlerinin temeli olduğu unutulmamalıdır.

Şimdi, farklılıkları değil birlikleri konuşma ve uygulama zamanıdır. Hangi şekli olursa olsun siyaset yoluyla hizmetin getireceklerini, götürdükleri ile gördük. İki kere ikinin dört yaptığını bir daha anladık. Ortada kuvvetli ve sağlam bir kaynak olan Risale-i Nur durmaktadır. Siyasî hadiselerin heyecanı ile söylenen laflar ile savrulmanın değil, meşveretle müşterek istikameti bulup, hareket etme zamanıdır. Okumayı fazlalaştırmak, ders ve sohbetlerdeki uhuvvet saflarını irtibatlarla sıklaştırmak, itidali müstakim kılmak ve özellikle fitnenin zuhur ettiğinde sükût ve sabır ibadetine azimle, ısrarla devam etmek gerekir vesselâm. Allah yardımcımız olsun.

Mehmet Çetin

09.08.2016 Bostanlı İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir