Sırat-ı müstakimde nâ’büdü ve adalet

Nâ’büdü Mütalâalaları 8

Fâtihanın ihdinâsı takip eden ayetlerin ortak parantezidir. Arap dilinde fiillerin başına getirilerek fiili çoğul (biz) yapan ‘nun’; yani ihdinadaki ‘nun’, “hidâyet isteriz” şeklinde çoğul olarak ifade edilmesindeki “biz” gizli öznesi, surenin sonuna kadar olan ayetlerdeki gizli özneyi de içine alır. O ayetlerdeki taleb eden gizli özne ihdinâdaki “biz”de saklıdır. Böylece son ayet olan yedinci ayetteki gizli olan ‘biz’ manasındaki nun sadece “ihdinâ” ile başlamış olur.

O halde ayetleri sırayla okuyalım. Beşinci ayette: “Ancak Sana ibadet ederiz, ancak Senden yardım isteriz.”, altınca ayette ; “Bize hidâyete et, doğru yola ilet” derken, yedinci ayette ise mealen şöyle deriz: “Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna ilet. Dalâlete düşmüş olanların yoluna değil.” Şimdi “Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna ilet. Dalâlete düşmüş olanların yoluna değil.” İfadesini söylerken ‘kimi ilet?’ sualinin cevabı ise söz konusu olan “biz”dir. O zaman gizli özneleri de tek tek yazarak okuyalım: Bize hidâyete et, bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna bizi ilet. Dalâlete düşmüş olanların yoluna değil.”

‘Biz’, manasındaki nunlar beşinci ve altıncı ayette zikredilirken, yani dört sefer tekrarlanırken; tekrarladığı kelimelerin başında zikredilmesi ile o kelimelere dikkatimizi çekmekte. Başında zikredilen Na’büdü, Nestain, İhdina ve sırat-ı müstakim manaları hassasiyetle nazarımıza arzedilir.

Na’büdü ile ubudiyete, nestain ile tevekküle, ihdina ile hidayete ve sırat-ı müstakim ile adalete işaret eder, davet eder. Yapılan ibadetleri sadece ve sadece Allah’a yapmamız hatırlatılır. İsteyeceğimiz bütün yardımları ise hikmet dünyasının sebeplerini yerine getirdikten sonra, tevekkül ederek sadece Allah’tan istememiz tenbih edilir. Önümüzdeki hayat yolculuğunda doğru yolu taleb etmemize işaret edilir. Hayatımızın içerisinde ifrat ve tefrite düşmeden orta yol olan vasatı takib etmemiz hassaten ve işareten nazarımıza arzedilir.

Evet, insanın hayatında ve ahlakında en rahat, en faydalı, en kısa  ve en selametli yol ise sırat-ı müstakimde ve istikamettedir. Böylece hem tevhide bir delil, hem hikmetli ders ve ahlakî bir tâlim yapılmış olunur; sırat-ı müstakim istemekle.

Sırat-ı müstakim ile duyguların kullanılmasında dikkat çekilen adalet arasındaki  alakayı anlamakta zorlanıyor olabiliriz. Bunu anlamak için şöyle bir değerlendirme yapabiliriz. İhsan edilerek vücudumuzda dercedilen demirbaş nimetlerin, duyguların, his ve hasselerin hepsinin hayatımızın sonuna kadar istimalinde düzenli, dengeli, ölçülü, aşırılıklara kaçmadan, hakkını vererek  yani âdaletle kullanmak demek esasında sıratı-ı müstakim manasında kullanmak demektir.

Adalet istikamettedir. İfrat ve tefrite düşmeden vasatta bulunmak adalettir. Doğru yoldaki hayata devam talebi edilirken adaletin nerede istimal edileceği mütalâası Üstada şu ifadeleri söyletir: “Sırat-ı müstakim şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülasasından hasıl olan adl ve adalete işarettir”.

Bu ifadelerdeki ‘şecaat, iffet, hikmet’ şeklinde ifade edilen üç vasıf, devam eden satırlarda  söylediği duyguların vasatî esasıdır, ki bunu anlamaya çalışıyoruz. İşte bu üç hassanın imtizacı ile hasıl olan adalete dikkat çeker. Hayatın adaletli ve dengeli olarak sürdürülmesine işaret eder. Buradaki âdalet; karşılaşılan olaylar karşısında korkaklığa düşmeden veya  korkulacak şeyden bile korkmamaya kapılmadan ne korkmak ve ne korkmamak yani cesaret olarak karşımıza çıkar. Buradaki âdalet; helâlimiz olmayanlara saldırmamak, caiz olana da isteksiz kalmadan,  yani yalnızca helâlimiz olana arzu ve istek olarak karşımıza çıkar. Buradaki adalet; faydalıyı zararlıdan, iyiyi kötüden ayıramamak demek olan gabavet yani ahmaklık durumuna düşmeden, ayrıca hakkı batıl, batılı hak olarak göstererek cerbeze yaparak aldatmadan, yalnızca hakkı hak bilip intisap, batılı batıl bilip ictinap şeklinde karşımız çıkar adalet.

Zikredilen üç hasletin özetinin adalet olmasına fıtratımızdan tesbitlerle dikkati çeker. Gözümüzle göremediğimiz en küçük şeyleri görmek tefrit, en uzak şeyleri aletsiz görmek ifrat, ama sadece çıplak gözle görmemiz gerekenleri de görmemiz ise âdalettir, isabetli olanıdır. Bir kaşığın içerisindeki mikro-organizmaları gören göz ile; uzak gezegenlerdeki makro-organizmaları gören göz ile hayatın istikameti, huzuru, dengesi ve adaleti elbette mümkün değildir. Gözü mikro ve makro organizmaları görecek şekilde yaratsa idi fıtrî olarak adalet olmamış olurdu. Ama fıtraten bunları göremiyor olmamız, çıplak gözle görmemiz gerekenleri görebilmemiz evet fıtrattaki adaleti, isabeti isbat eder.

Adaletin şümulü geniştir. Hayatımızda mükellef olduğumuz üç sabrın muhtevasında da vardır. Tatbikinde ne kadar arızalarımızda olsa sabrı dengeli ve adaletli kullanmalıyız. Ta ki sabrın veriliş hikmetine muvafık olsun.

Üç sabrı haftaya mütalâa edelim inşaallah.

Mehmet Çetin

28.02.2011-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir