Şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye

                                                                    İhlâs Risalesi okumaları 17

İhlâs Risalesi’nin girişinde Bakara Suresi’nin 41. Âyetinde geçen “Benim ayetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin”  âyetli ikazı yaptıktan sonra  “şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye mazhar olup” ifadesi ile sakındırılan hareket, ihlâsı kıran bir harekettir.

Bu âyetteki şiddetli tehdit nedir?

Evvelen âyetin iniş sebebinin muhataplarının Yahudi hahamları olduğunu ifade edelim. Ve onların şahsında, dinî hizmetlerde bulunan kişilerin dünyevî menfaat ya da korku sebebiyle hakkı, doğruyu ve ahireti öteleyerek, dünyevî kaygı gereği hareket edenlere ikaz eder olduğunu unutmayalım.

Bu ayetin günümüze, hizmetimize ve özel hayatımıza yansıması bağlamında bu hususa bakmak lazımdır.

Uhrevî hizmette bulunurken konjonktürel olarak oluşan menfaat ya da korku gibi kaygılar, o hizmetteki samimiyeti etkiler.

Risale-i Nur’un, coşkun ve sürükleyici muknî izahlarıyla yapılan iman hizmetinin dünyevî bir menfaat, meslek, kaygı vesilesi olması, cidden ağır bir musibettir. Bu durumdaki insanın hâli; samimi olmaktan uzak olduğu gibi yaptıkları hizmete, anlattıkları nasihate gittikçe kalben uzak düşülmesi gibi bir vaziyet, daha da endişe vericidir.

Bu durumdaki kişi, hizmete davet eder ama kendi davranışlarında o hizmetin gerektirdiği ihlâs hissedilemeyeceği için diğerleri nezdinde şevk kırıcı, moral yıkıcı olup ihlâsa mugayir düşer.

Bu terslik, sadece olduğu gibi kalmayıp, dâvet ettiği hakikatlerin içten içe sorgulanması gibi daha dehşetli vaziyet, büyük bir musibettir.

Böylesi insanın parlak sözleri ve fakat o parlaklığı yalanlayan ihlâssız hâlleri, başkaların nezdinde ehl-i hizmete itimadın kırılmasına ve nihayet Allah korusun belki de inanç kargaşasına sebep olmaya kadar giden hâller, ayette şiddetli tehditlerle sakındırılan ve Allah’ın yasak kıldığı şeylerdendir, diye düşünüyoruz.

Ayetin tam metninde geçen “Kur’ân’a inanın”dan hareketle uhrevî hizmette bulunan kişinin yapması gereken iş; Allah’a inanmak, O’nun rızası esasına göre hareket etmesi gerekirken başka şeylerin, dünyevî menfaatin onun yerine alması gerçekten Allah’ın yasakladığı bir hata olup, şiddetli tehdidi gerektiren bir husustur.

İnsan, toplum hayatında bir takım sosyal çevrelerin baskısıyla, olması gereken ve yapması icap eden vazifelerinin ifasında yeterli gayreti sarf edememektedir. O, Allah’a imanını ve Resulüne (asm) bağlılığını, menfaatleri öne alarak dünyayı tercih edebiliyor. Allah’ın ayetlerine karşılık ücret veya ücret nev’inden karşılıklar alabiliyor. Allah’a ait tecelli hâllerine rağbet etmek varken dünyevî tecellilere rağbet edebiliyor. Ayete uymayı bırakıp, dünya zevklerine feda edilmesi gibi Allah ve Hak ehli nazarında çirkin ve nehyedilmiş bir hatayı yaparak hakkında dile getirilen tehditlere maruz kalır.

İşte “Benim ayetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin” (Bakara/41) ayetindeki şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye mazhar ” olmaktan cidden sakınmak gerekir.

Konuyu noktalamadan bir kelime üzerinde ev ödevi verircesine kısa bir not düşelim:

“Mazhar” kelimesi; Hakk’ın varlığının çeşitli mertebelerde zuhur etmesi, o yolda gidenin keşif yoluyla bu zuhuru idrak etmesi anlamında tasavvuf terimidir. Üstadın, başka kelime ya da terimi kullanabilirken bu kelimeyi tercih ederek kullanmasının da hususî bir manası var mı?

Enfüsî âlemimizde derin derin tefekkür etmeli!

Mehmet Çetin

09.12.2018 Yeni Foça İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir