Şiddetli mes’ul oluruz!

İhlâs Risalesi okumaları 12

Bir vazife, en üst makamdan verildiğinde,  o görevin yerine getirilmesi için elbette en üst sorumluluk şuuruyla hareket edilmeli ve en mümtaz cihazlarla teçhizi yapılıp, zamanın bütün donanımları kullanılarak yerine getirilmelidir.

Bu işin yapılmasındaki sorumluluk dolu davranış, o işi veren makama hürmetin en açık gerekçesi ve o vazifenin yerine getirilmesindeki itaatin ifadesidir.

Dünyadaki işlerde ve özellikle ahirete yönelik işlerde, hususan uhrevî hizmetlerde gayet derecede mühim bir esas olan ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirme vazifesi, eğer yapılmaz, ihmal edilir, ehemmiyete alınmaz ise vereceğimiz hesap çok ağır, sorumluluk pek büyük olacaktır.

İşte bunu Üstad Hazretleri şöyle ifade eder: “Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur, devam etmez; hem şiddetli mes’ul oluruz.”

kısmen zayi olur” ifadesinde gizli bir işaret var ama devamındaki “devam etmez” ikazı doğrusu hem çok ciddi ve hem de endişe verici ve nihayet ihlâsı kazanmak ve yaşamak olan bu mühim vazifenin yapılmamasıyla şiddetli mes’ul oluruz şeklindeki üst düzey uyarı, harekâtımıza ayar vermeyi şart kılar.

Bir hizmet, çoğu zaman birden fazla kişilerin gayreti ile yapılır. Üstad buna “şirket-i maneviye” der. Manevî iştirakte fertlerin hususî kusurları hizmetin umumî kutsiyetini tamamen zayi edecek vasıfta olmadığı gibi o beraberlikteki uhrevî hasılat, o ferdî hataların telafisinin yanı sıra o hatakârın tevbe ederek gayrete gelmesi de ekseriyetle vuku bulmaktadır.

Lâkin; bir kişinin ihlâsı kırması, tahribatın kolay ve bulaşıcı olması özelliğiyle diğerlerinin de şevk ve ihlâsının kırılmasına sebebiyet vermesi ihtimali de hem çok ciddî ve hem de sorumluluğu büyüktür.

İnsanın, vakti vaktini tutmuyor. Önceki güzel amel, sonraki günahlar ile iptal edilmez. Bu, Allah’ın bir lütfudur. Sonrasından vuku bulacak ihlâssızlık, geçmişteki ihlâslı hizmeti tamamen iptal etmemekle beraber, fakat mevcut olan hizmetin kısmen zayi olmasına sebeb olabileceği unutulmamalıdır. Zira ruh ve beden bir ve beraber çalışırsa huzur ve sağlık hâsıl olur, farklı çalışırsa, evet, beden devam eder ama huzur bulamaz. Hizmet olmadan tek başına ihlâsın olması yeterli olmadığı gibi ihlâs da olmadan hizmet ruhsuz kalacağından yarım kalır.

Üstadın, “devam etmez” uyarısını; ferdî manada anlayıp, ihlâs gittiği zaman kişinin hususî hizmet hayatının devam etmeyeceği, şeklinde anlamak mümkündür.

Evet, iman hakikatleri ve kudsî hizmetler, kâinatta hiçbir şeye alet olamaz. Rıza-yı İlâhîyeden başka bir gayesi olamaz.  Bu gaflet zamanında, hususan tarafgîrâne mefkûreler sahibi, her şeyi kendi mesleğine alet ederek, hatta dinini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe vasıta ederse şiddetle mes’ul olur.

Üçüncü Düsturda sıralanan Hz. Ali’nin (ra), Hz. Gavs-ı A’zam’ın (ks) maziden müstakbele dualı desteklerinin doğrudan ihlâsı esas alan iman hizmetindekiler üzerine olduğu hakikatinden hareketle, ihlâsın kırılması o mühim şahsiyetlerin manevî desteklerinin zayi olması ve metnin devamındaki Bakara Suresi’nin 41. Ayeti muvacehesinde şiddetle mes’uliyet gerçekten söz konusu olur.

Acaba o ayette sakındırılan nedir?

Mehmet Çetin

05.12.2018 Yeni Foça İzmir

1 Yorum

  1. Üzerimizdeki maddi manevi koruma kalkanı olsa gerek, bir de inayet gözü. Ayrıca “zahir” tabir edilen DESTEK GÜÇ olmalı ki, o ismi sayılan o iki velayetin kapısı ve velayet yolunda duası kesin reddolmayan ve sesi indallahta sened sayılan efendilerimizin sağladığı destek güç.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir