Sesli harfleri attılar Üstadım!

2013 Yılsonu muhasebesine doğru

Bilemiyorum nasıl başlayayım muhasebeye!

Ülfetin getirdiği bağışıklık, sıradanlığın vurdumduymazlığı, nefse muhabbet kaynaklı savunmalar intibahımı çoğu zaman perdeliyordu. İntibaha fırsat buldukça, muhasebeye kuvvet veriyorum. Her muhasebe enfüsi bir davettir.

Gençliğimizin halinden başlamalıyım. Sıkıntılarımız var, haberleşmenin yazılı ve sözlü olanından. Önceleri dikkatimi çekmeyen ve herhalde gençlerin hızlı yazmasından kaynaklanan bir alışkanlıktır diyordum. Alışkanlıklarına dikkat edince fark ettim; yazılı ve sözlü anlatımlarında sesli harfleri attıklarını. Sesli harfler gidince alfabe nasıl okunacak? Fikirler nasıl dillendirilecek? Meram nasıl anlatılacak? Sesli harfler, uygulamada kaldırılırken sessizlere ilave ediliyor, ne garip değil mi? Hatta bunlar uzun cümleyi bütünüyle kavrayamayıp, kısa cümlelere teşvik ettiler. Uzun değil kısa konuşmaya dikkat çektiler. İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar idi, sesliler gidince sessiz konuşma mı olacak? Sessizlik, sükûnet isteyenler için lazım ama problemlerin halli de konuşmak ile mümkündür.

Konuşmayı demokrasinin özü, meşvereti cumhuriyetin ruhu bildik. Konuşmalarında ahlak, din ve milli konular gibi umumun malı meseleleri gündeminde tutarak koltuklara oturanlar, konuşanlara tarizde bulundular. El altından tehditleri ve sınırlamaları da özgürlükleri genişleterek yaptılar. Özgürlükleri genişletirken ferdi teşebbüsü otorite, disiplin tehditleri ile körlettiler. Derken tek adamcılık darbesi neşvünema buldu. Darbe yapanları yargılanmasını sağlarken, darbe yapılmasına vesile olan yasalar işlerine geldiğinden midir bir türlü olması gerektiği gibi değiştiremediler, anayasayı da. Bunları konuşamadık ama demokrat manasında istikametle gelenlerin yol başında tereddüt yaşadıklarına şahit olduk. Bir kısmı ehvenüşşeri tevilleyip desteklerken bir kısmı sadakat adına devam ettiler, Üstadım! Hayatın her halinin, imtihanın bir sahnesi olduğunu senin eserlerinden anlarken, anlattıklarını yaşamada istikrarı sağlayamadık Üstadım.

Bir taraftan bu sıkıntıları yaşarken önceki yıllarda başlayarak gelen adına çeşitli bahar isimleri konulan hareketler sardırıldı İslam âlemini. Asayişe dikkat etmeyi, dâhilde kuvvetin kullanılmamasını, idareye talip olmamayı, imanın kuvvetlendirilmesi ile uhuvvetin tesisine sarılmayı çok söyledik ama demek ki anlatamadık Üstadım! Zira İngiliz Mülkiyesinde henüz müspet dersini alamayıp Mısır’da, din namına siyaset yapan kardeşlerimiz anarşiye çekilmek istenmekte. Hâlbuki din namına siyasete girmenin vebal, sıkıntı ve sorumluluklarını çok anlattık. İnşaallah onlar İslamın zeki mahdumu olduklarını günü gelince gösterecekler, Üstadım!

Afrika’nın kuzeyi çalkandırılırken, Yemen’den Türkiye’ye kadar ön yüzü bahar rüzgârı ama arka tarafı ifsat komitesinin uygulama alanına dönen Irak ve özellikle Suriye’nin hali içler acısı. Uzak Doğu’daki din kardeşlerimizi sayamadım bile. Her tarafa istikamet ve itidale davet edenleri de müfsitler gizli planları ile susturup, suçu karşı tarafa atarak ifsadına devam ettiler. Bunları bahsederken içim yanıyor Üstadım!

Masum denilen niyetle başlayan Gezi, önceleri ikaz iken yine müfsitler isyana dönüştürmek istediler. Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklarla mücadelenin arkasından ne garip ki aksi ikazlar gelmeye başladı. Bu ikazların ardında kaderi ihtarlar da vardı, ancak anlayanlara idi değil mi Üstadım!

Ama ihtarlar devam ediyordu. Ehvenüşşeri diledikleri gibi yorumlayıp desteklediler. Önce fürüat sonra sadeleştirme ile ifsat komitesine karşı duran mukavemete darbe vuranlar hüsnü zanlarının kurbanı olduklarını itiraf ile ihtarı ibretle hatırlattılar. Gayrımeşru muhabbetin ve menfaatin bedelinin ağır olacağına işaret ediyordun değil mi Üstadım!

Sen bizi siyasetten uzak tuttun, olabildiği kadar uzak durduk, zaman zaman siyasete giriyormuş gibi anlaşılsak da hizmete devam ettik. Dinsizlerin ve ifsat komitelerinin fitnelerine uyanık olduk. Derdimizi Dördüncü Mesele’deki iman hizmeti olarak idrak ettik. Bir şeyi daha yaşayarak anladık ki o da; siyasete hizmet için dahi olsa müdahale ederek, muavenet isteyip, hizmetteki ihlâsa halel getirilmemesi gerçeğine şahit olduk Üstadım!

Şimdi Üstadım, bugün dünün sonu, yarının başı olduğu gerçeğinden hareketle akan giden zaman; hayatın geçici, yapılması gereken vazifelere ikaz edici olduğunu söyler dururdun. Ne diye oyunda oynaşta olduğumu sorguluyorum bu enfüsi muhasebemle. Ola ki derdim ile hemdert olanların intibahına vesile olur diye yazdım. Ve yine umulur ki biri bu uyanma ile geçmişteki hataların birinden kurtulur.

Muhasebe ümit verir, enfüsi olanı ise gayrete getirir. Zira biz muhasebemize de güzel gözle bakar, güzel düşünür, ümitvar oluruz.

İşte Üstadım;  yeni bir yıla sesli başlarken, biten yılı sessiz bitirdik. Resmin bütününe, zamanın hepsine bakınca bunun değişmediği görülebiliyor. Hayata sesli başladığımı rahmetli annem söylerken, sessiz bitirdiğimi kim söyleyecek, merak ediyorum doğrusu, Üstadım!

Hayat, sesli ve sessiz devam ederken, yılsonu mütalâamı sessiz harfleri ihya eden sesli harflerle dile getirdim, ama ben sesli harfleri atmadım Üstadım!

Mehmet Çetin

09.12.2013. Çiftehavuzlar, Çiğli-İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir