Şerefli Koçhisar’dan hatırada kalanlar

Eskiden evlerimiz çıra, idare yahut gaz lambası ve nihayet lüks ile aydınlanır, yemeklerimiz gaz ocağı ile pişer, sularımız tuzlu desti ile soğur, evlerimiz soba ile ısınır idi. Ne zaman mazotla çalışan elektrik santrali devreye girmesiyle başlayan ve sonrası dönemlerde çok şeyler değişti. Aydınlanma ampul, soğutma buzdolabı, yemekler elektrikli fırın, ısınma klima ama şimdilerde doğal gazla yapılmaya başladı. Bugünlere şükürler olsun ancak eskiyi yaşayanlar o günlerin sıkıntıları yanında yaşadıklarını bir ömür boyu unutamıyor ve sürekli anlatıyorlar.

Çatalçeşme Köyü’nden açık kapalı kanallarla gelerek, ilçe içerisinde Yedi Çatalçeşme ya da On iki Kurnalı Çeşme namıyla yapılan sulama ile değişik mahallerin su ihtiyacı karşılanırdı. Sadece insanların değil, hayvan ve bitkilerin de. Eskilerden olup da Karabük Çeşmesinden su içmeyen yoktur, desek yeridir. Bu çeşmeler zannetmeyin ki sadece su ihtiyacını gideriyor. Hayır, hayır, insanlar, özellikle kadınlar, konuşma ve dertleşmeleri için çeşme başlarını tercih ederken, o çeşmeye su doldurmaya giden nice güzel kızlara vurulan gönüllerden kaynayıp yakılan türküler unutulmadı. Dilden dile nakledilerek, nesiller boyu sürdü ve ilçemizin kültür karelerinde yerlerini aldılar.

Bir Tekke Çeşmesi vardı ki sormayın gitsin! Demirli Köprü’nün demirlerinden dereye atlamayan inanın belki de sadece benim! Kim bilir belki de ben gibiler var mı? Biliyorum, siz oradan atlayarak çimmek isteyen, hava atan delikanlıları da anlatacaksınız, evet, haklısınız. Ancak bağ arasındaki dereyi, ayrıca Boğaziçi’nden köylere giden yolun kenarında akan dereyi de unutmayın!

İş Bankası Meydanı ya da Taksi Durağı Meydanı, hemen herkesin uğrayıp geçtiği veya buluştuğu alandır. Sadece bunlarla kalmıyor gelen siyasîlerin de sonu gelmeyen ama bir türlü de gerçekleşmeyen seçim vaadlerinin bol bol atıldığı meydandı. Sahiden, Koçhisar’da Tayyare Meydanı nerede idi? Daha doğrusu ilçemizin tayyare ile alâkası ne idi ki meydanı olsun? İlk Polis Karakolu hangi binada idi? Sonradan Kale Mahallesi’ndeki yerini sormuyorum. Eskiden kurulan Pazar yeri Şehir Hamamının civarında idi. Daha öncesini bileniniz var mı?

Merak ettiğim konulardan birisi de ilk fotoğrafçı kim idi? Köperin Mustafa, Nuh Koçak, Şenol Amcalar diye bir bilgimiz var ama doğru mu? Kafalarını kara örtünün altına soktukları o kasalı fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekimini nasıl yapıyorlardı?  İlgili bir hatırası olan çıksa da anlatsa, ne kadar güzel bir anı olurdu ki sormayın! Sonrasından gelen neslin temsilcisi Foto İsmet’e de selam edelim.

İlk sinemamız Hisar Sineması mı? Ya eczanelerimiz?  Sokağına namı geçen Somuncuoğlu’nun ilk, Uzunöz’ü sonrasından hatırlarken diğerlerini de anmamız lâzım. İlk lokanta nerede ve kim açmış idi? Aşçı Ali ve Galip’i hemen söylemeyin, onlar orta neslin temsilcileri idi, ben daha eskisini soruyorum. Yatır ve türbelerin yanından çocuk iken geçerken, ürpermeyeniniz var mı? Hatıralarınızda yer alan o türbelerin isimlerini unutmadınız değil mi? İsterseniz Fatihaları da unutmayın! Bilinen şehir mezarlığı, daha öncesinden Güneştepe’nin yan tarafında idi. Buradan öncesini bileniniz var mı? Sarıkaya ve Kale Mahallesi çocuğu olup da dağda savaş yapmayanınız var mı? Elinizdeki yaylastikleri, kim icat etti ilçemizde? Billa oynamayı soracağımı merak ediyorsanız yanılırsınız, o, sonrakilerin oyuncağı. Ben, aşık ile oynayanı arıyorum ve ona diyorum ki bu aşık ile oynamayı ilk önce kim yaptı?

Uzadığının ve uzadıkça da sarpa sardığının ben de farkındayım ama sizde bu araştırmanın zora çıktığını fark etmişinizdir. Sabahın erken saatinde onlarca metre aşağıdaki kömürü, inleyerek yukarı çıkaran kömürcünün, öğle sonrası o kazancını şurda burda harcayarak evine parasız gittiğini anlamaya çalışmanın zora çıkacağı gibi. Yormayın kendinizi, alışkanlıkların esiri olanı hürriyete kavuşturmak gerçekten çok zordur, benden söylemesi.

Mehmet Çetin

26.08.2019 Yeni Foça İzmir

 

 

2 Yorum

  1. S. A. ya yaşlandın veya Koçhisar’ı daha doğrusu o sorunsuz çocukluğunu özledin anlaşılan. Ben de öyle…
    Bazen o günlere daldığımı fark edince didikliyorum halet-i ruhiyemi. Hayatın sıkıntılarının ruhumu yorduğunu yaşama sevincimi geriye çektiğini fark ediyorum. Lokantacı Galip’in aşçısı ise o Ali dediğin ben onun adını Nebi olarak hatırlıyorum. Eski mezarlıkta dede diye bir yatır vardı. Mum yakar, çaput bağlar, Fatiha okurduk. 3 günlük Soner kardeşimizi de oraya defnettiğimizi hatırlıyorum. Resul abimiz de ordaydı herhalde. Birde Muzaffer abimin Yurdagül’ü. O mezarlığın yaslandığı dağın sarı toprağı bebelerin belenmesinde kullanırdık. Yanlış hatırlamıyorsam o dağın tepesinde develi kaya vardı. Birde kırmızı evimizin balkonunda oturup su deposunun olduğu dağı unutamıyorum. O dağın tepesinden o yaşlarda projesini çizdiğim kanatları takıp uçmayı hayal ederdim hep. Şimdi benim o hayalim şimdiki neslin yamaç paraşütü dedikleri spor oldu. Arkadaşım hamurcunun şimdi rahmetli olan Âdem ile develi kayaya pikniğe gider, yanımızda götürdüğümüz kilim parçasını kanat yapıp uçma denemeleri yapardık. Ahh o masum sorunsuz dertsiz günler. tek derdimiz bir an önce büyümek ve birinci dönem gelen zayıfları ikinci dönemde kurtarmaktı. Vesselam. İlk fırsatta Koçhisar’da gidip sazan yiyeceğim ve bizim akranlardan kalanları ziyaret edeceğim. İnşaallah…

  2. Gelin gelin, tabii sıla-i rahim yapın. Fotoğrafçı Armağan’ların İsmail amca idi. Kale, Sarıkaya mahallesinden önce Hacı Hızır, İlyaslı ve Abdülaziz mahalleleri vardı. İlk polis karakolu Fehmi Emre’lerin dükkânının üst katıydı. Şimdiki Ziraat Bankası’nın karşısındaki dar sokakta yani Bezirhane Sokak’taydı. Daha çok yazılacaklar var ama selam ve dua ile kalın.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir