Senin bedenini denizden yüksek bir yere atacağız!

Bugün senin cesedine kurtuluş vereceğiz! 1

1974 yılında Sözler’de okuyarak merakımızı mucip olan secde hâlindeki cesedi, bir ziyaret vesilesi ile gittiğimiz Londra’daki British Müzesi’nde gördük. Bizzat görmenin de tesir ve tahrikiyle yaptığımız kısa tahkikat bu makalelerin zuhuruna vesile oldu. Hayra vesile olması temennisi ile vakıayı kısaca hatırlatıp, ilgili ayeti zikredip sonra meseleye gireceğiz.

Hz. Mûsa (as), Firavunun zulmünden kurtulmak üzere kendisine bildirilen mahalle, kavmi ile kaçarken Kızıldeniz’in sahiline ulaşır. Gelen emir üzerine Mûsa (as), asasını suya vurur ve bir mu’cize olarak koca deniz ikiye ayrılıp, ortasından kendilerinin geçeceği kadar bir yol açılır. Onlar tam karşı sahile ulaşmak üzere iken Firavun, askerleri gelir ve açılmış yoldan hızla girerler. Ordusu ile denizin içerisinde iken, sular dört tarafından kuşatıp kapatmaya başlayınca öleceğini anlar. Sekeratta iken; “Ben İsrailoğullarının inandığı İlâh’tan başka ilâh olmadığına, kesinlikle şu anda iman ettim. Gerçekten kendini her şeyi ile Allah’a teslim edenlerden oldum” diyen Firavun’un son anda iman etmesi üzerine Yunus Sûresi’nin 92. Âyetindeki “Biz de bugün senin bedenini denizden yüksek bir yere atacağız ki arkandan gelenlere ibret olsun.” diye belirtildiği üzere hadise gerçekleşir.

Firavun’un imanı üzerine geçmişte çok tartışmalar yapılmış olup bizim yazı konumuz haricindedir.

Müzedeki cesed hakkında matbuat dünyasında geçen malûmat özetle şunlardır:

Zafer Dergisi (200/1993), Üç bin yıllık Mu’cize başlıklı yazı ile belki de yakın tarihte ilk defa basına taşır, bu konuya pencere açarak takdir ve ilgi toplar.

Asırlar öncesinde yaşamış olan Zemahşerî ise Keşşaf nam tefsirinde (2/251-252) Yunus Sûresinin 92. Âyeti’ ne şöyle meal vermesi çok dikkat çekicidir.

“Seni, deniz kenarında bir köşeye atacağız. Cesedini tam, noksansız ve bozulmamış halde, çıplak ve elbisesiz olarak, senden asırlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacağız”

Ali Murat Güven’in (20.11.2005, Yeni Şafak)[1], Eski Mısır Uzmanı Derek A. Welsby’in açıklamasında; o bedenin doğal yoldan korunmuş arkeolojik bir buluntu olduğu, 2. Ramses’e ait olmayıp, Yukarı Mısır’daki Cebeleyn kasabasında yapılan resmî kazıların birinde sıradan bir köylüye ait olduğu bilgisi nakledilir.  Gazetecinin bu çalışması, cevap olmanın ötesinde soruları derinleştirir.

British Müzesinde bulunan secde hâlindeki cesedin[2], tarihî hadisedeki Firavun’a ait olup olmadığı hakkında yapılan çalışmalar, hakikatin karartılması adına mı, yoksa aydınlatılması adına mı yapılıyor, anlaşılır gibi değil. Ortada gerçeklere uymayan malûmatlarla bilgi kirliliği yapıldığı gibi, mübalağalarla hurafelere dönüşen rivayetler de söz konusu.

Hadise, Kur’ân’daki ayet ile nakledilmektedir. Kazılar sonrası bulunan ya da ortaya çıkanlar ile ayete destekten ziyade ayetin vermek istediği zaviyeden hareket edilir ve malzemeler o istikamette değerlendirilirse daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Yoksa meselenin özünden uzaklaşılır, başka başka yollarda tenkide malzeme ve hücumlara muhatap olunur.

Âyette verilmek istenen bakış açısı nedir, onu anlamaya çalışalım.

Mehmet Çetin

16.05.2019 Yeni Foça İzmir

[1] https://www.yenisafak.com/arsiv/2005/aralik/09/zaman.html

[2] http://anfaengerwriter.blogspot.com/2016/08/british-muzesindeki-dogal-mumyann-srr.html

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir