Sekizinci Söz ile Deizme reddiye

Hayatın anlamı; marifetullah vesilesiyle eşya ve hadisedeki değişim ve dönüşümlerin, (levh-i mahv ve isbatın) ibretle tefekkür edilerek ünsiyet basamağına çıkılır.

Bu vaziyet ilmelyakînin aynel yakîne dönüşümü merhalesidir.  Bu basamak, yaşanan bütün hadiseler içerisinde iken yapılan tevekkül ile doğrudan irtibatlıdır. Nârı da hoş, nuru da hoş gören, hepsinin ardında takdir-i İlâhînin izini, yüzünü ve gözünü görürcesine teslim manasında bir sadakat. İşte bu duruş, acılı tatlılı eşya ve hadiseye ünsiyetle mana katıp onunla huzur bulan mevhibe. Muhabbete aşina bir vaziyet olan ünsiyet, sıcak bir kelime olup dostluk, yakınlık, arkadaşlıktır.

Sekizinci Söz’deki güzel huylu kardeş, yaptığı yolculukta başına gelen hadiseleri “Kendi kendine ünsiyet eder.”ek çözer. Nasıl mı? Evvelâ güzel ahlâkı onu, güzel şeylerle meşgul eder. Etrafındaki hareketleri tahlil ederek ardındaki gizli eli bulmak ister. Başa gelen hadiselerin, tamamen bir maksada yönelik olduğunu, çalışan ve işleyen aklı söyler. Ve nihayet bu esrarlı muamelelerle kendini tanıttırmak isteyenin varlığına sevk eder. Bu kanaat, onda, eşya ve hadiseye anlam katar, manasını bulur ve imtihanın şifresini yakalar.

Kendi kendine ünsiyet eder.” doğrudan iradeyi şart kılar yani kesbi. Hidayet, kesb ile irade ile taleb edilir, Allah da yaratır.

Acz, fakr ve kusur ile âlûde olan kulun, bunlardan kurtuluşu; her şeye, ezelî ilmi ile vâkıf olan, irade ve kudretiyle çekip çeviren bir Rabbe kalbini, dilini ve iradesini kullanarak bağlanması ile mümkündür. Kişiyi sevdiğine nail, korktuğundan emin edebilmesi için marifetle işletilmeli, tevekkül ile sadakat ile tatbik edilmelidir. Böyle bir mana, “Ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz.”  notalı ünsiyetle eşya ve hadise karşısında huzur ve emniyeti bulur.

Günümüz genci, bu ünsiyeti yakalayamadığı için her şeyi anlamsızlaştırıyor. Hiçbir şeyden zevk alamaz hâle geliyor. Aklı, Allah’ı inkâr ettirmemekle beraber, kalbi işletilmediği, eşya ve hadiseye ünsiyet sağlayamadığı için işin içinden çıkamayıp, deizm bataklığına saplanıyor.

Muallimi olmayan bir okul, âlimi olmayan bir ilim ne işe yarar? Peygamberi olmayan bir inanış, asrın insanını dünün değil bugünün Mutezîlesi yaptı. Her şeyi akılla çözmek, rehbere ihtiyaç hissetmemek, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olanların hâlidir.  Allah’ı kabul eden ama hayatına kurallar getirmesini de kabul etmeyen bir anlayış, eşya ve hadise karşısında insanın derdine derman olabilir mi? Onların, peygamberliği kabul etmemesini, kural ve emirler ile haddi tayin edilen davranışlarındaki sorumluluktan kaçmalarında aramak gerekir.

Sekizinci Söz, başındaki Âyet-el Kürsi’nin ilk cümlesi ile bu anlayışı reddeder. Allah, bu âlemi bir defa yarattı da sonrasında müdahale etmedi, değildir. Allah, âlem ve insan münasebetleri, mutlaka nebi ve resullerle tebliğ ve tatbik edilir. Bu münasebetlerin sağlıklı ve doğru devamı, hakikati arama bulma aleti olan akıl ile olduğu gibi bunu istikamete sokup, masivaya ünsiyetle muhabbet etmek de kesinlikle peygamber ile mümkündür. Yoksa imamesi olmayan tesbih taneleri, ana arısı olmayan arılar gibi pusulasız ve rehbersiz şekilde üstesinden gelinemeyen sıkıntılara karşı durmak mümkün değildir.

İşte bunun için Allah’a imanın yanı sıra O’nun Hay ve Kayyum olduğuna ve bu hakikatlerin de ancak peygamber ile anlaşılıp, ünsiyet bulunacağına inanmak şarttır.

Mehmet Çetin

23.05.2018 Bostanlı İzmir

 

 

 

 

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir