Risale-i Nur’da İsra Suresi’nin 44. Âyeti

Risale-i Nur’da en fazla geçen âyet, İsra Suresi’nin 44. Âyeti’dir.[1]

Bu âyetin Risalelere dağılımı şöyledir:

Sözler 20, Şuâlar 11, Lem’alar 11, Mektubat 29, Mesnevi 4, Asa-yı Musa 7, İman Küfür 2,  Tarihçe 11, Eski Said Dönemi Eserleri 3, Sikke 14, Kastamonu Lâhikası 3, Emirdağı Lâhikası 16, Barla Lâhikası 62 ve diğer küçük risalelerde ise 49 adet olmak üzere-şimdilik- 242 adet geçmektedir.

Şimdilik kaydını tedbiren ifade ediyoruz. Zira Külliyat’ın tanzimini zaman zaman yeniden yapılandırılmaktadır. Çünkü gayr-ı münteşir risalelerden ya da lâhikalardan meşveretle münasip olanlardan zamanı gelenlerin, ilavesi yapılmaktadır.

44.Âyet’in, büyük risaleler içerisinde Barla Lâhikası’nda en fazla tekrar edilmesinin bir hikmeti olmalı derken, henüz Nurların telifinin ilk yılları olmasını ve diğer eserlerin telif edilmemiş olduğunu unutmamak lâzım. Barla hayatı döneminde Külliyatın temelini teşkil eden eserlerde imanî esasların işlendiği hatırlanırsa Kur’ân’ın yüksek hakikatlerinin zuhuruna, İsra’nın 44. Âyeti’nin pencerelik yaptığı gerçeği ortaya çıkar.

Risale-i Nur’un ilk müştak talebelerinin, Nurların hemen telifi zamanında, ilk okuyup yazdıklarında duydukları samimi hissiyatlarını dile getiren mektuplarına umumiyetle bu âyet veya bir parçası ile başlamışlardır. Şüphesiz onlar, bunun örneğini Üstadlarından aldıkları için aynını tatbik etmişlerdir.

Peki, Üstad Bediüzzaman Hazretleri, niçin bu âyeti Külliyatıında çok tekrarlamıştır?

Bunun cevabı, Barla Lâhikası’nın 259. Mektubu’ndadır.

Üstad Bediüzzaman’a şöyle bir soru sorulur:

Mektubunuzda, benim her mektubumun başında “ve inmin şey’in yüsebbihi bihamdihi” [2]yazılmasının hikmetini soruyorsunuz.

Birinci hikmetinde şunu ifade eder:

            “Kur’ân-ı Hakîmin hazâin-i kudsiyesine (kudsî hazinelerine), bana açılan en birinci kapı o olduğudur. En evvel, hakaik-i âliye-i Kur’âniyeden (Kur’an’ın yüksek hakikatlerinden) şu âyetin hakikati bana zahir olmuş ve ekser risalelerde, o hakikat sereyân (sirâyet) etmiştir.”

            Bunun ilk delili Yedinci Şuâ’dır. Şuâlar’ın son kısmındaki Sekizinci Şuâ’nın İkinci Remzinde “Kur’ân’ın el-Âyetü’l-Kübrası olan” tarifiyle İsra Suresinin 44. Âyetine işaret eder. Hz. Ali’nin “Yâ Rab! Âyetü’l-Kübra hürmetine beni kurtar, eman ve emniyet ver.”, duâsındaki gizli işaretlerin tevilini yaparak Yedinci Şuâ olan Âyetü’l-Kübra Risalesi yüzünden hem musîbete ve hem de selâmete çıkacaklarını haber verir.

İsra Suresinin 44. Âyeti, Mekkî âyettir. Mekkî âyetlerin umumiyetle iman esasları ağırlıklı olması vasfı, Kur’ân’ın bu zamandaki manevî tefsiri Risale-i Nur’da da işlenen konuların ve sık tekrar edilen âyetlerin elbette iman esaslarını ihtiva etmesi gâyet tabiidir.

İsra Suresi’nin 44. Âyeti; Hüve Nüktesi, On Dördüncü Söz’ün Üçüncü Meselesi, Yirmi Beşinci Söz’ün Birinci Şulesi, Üçüncü Şulesi, Tahavvülat-ı Zerrat Bahsi, Otuz İkinci Sözü’ün Üçüncü Mevkıf’ı, On Üçüncü Pencere, On Dokuzuncu Pencere, Yirmi Dokuzuncu Pencere, Âyetü’l-Kübra, Sekizinci Şuâ gibi daha pek çok risalelerin konu kaynağı, ilham menbaı ve  Kur’ân’ın yüce hakikatlerinin kapısıdır.

Mehmet Çetin

12.02.2018 Bostanlı İzmir

[1] Mehmet Çetin, Risale-i Nur Külliyatı’nda Geçen Âyetler, s. 59, İzmir/2012/Tıbyan Yayıncılık

[2] Hiçbir şey yoktur ki O’nu övüp ‘nu tesbih etmesin. (İsra 44)

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir