Risale-i Nur’da besmele, hamdele, salvele

Risale-i Nur Külliyatı’nda en çok geçen âyet olan, İsra Sûresinin 44. Âyeti’nin “Ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî”[1] kısmının, niçin çok zikredildiği sualine, Üstad Bediüzzaman verdiği cevapta iki sebepten bahseder.

İsra Sûresi’nin 44. Âyeti’nin Külliyatta çok sık kullanılmasının ikinci“ hikmeti şudur ki: İtimad ettiğim mühim üstadlarımın mektuplarının başlarında istimal etmeleridir.”

Mazinin üstadları; eserlerine, besmele ile başlar, hamd ederek takdim eder ve salâvatı, anlatılanın tesirinin hâlkına vesile ederler. İki makbul duânın ortasındaki duâ makbul olur zaviyesinden hareketle besmele, hamdele ve salvelenin aralarındaki duâların kabule yakın olması kuvvetle ümid edilir.

Üstad, hem Allah’a hamd için, hem de bu güzel İslâmî geleneği, vefasının gereği sürekli kullanmıştır. İnsanın yaratılışının en büyük maksadı Allah’ı tanımak, inanmak ve tesbih ederek hamdetmesidir. İman ve ibadet için yaratılışın iki önemli esası da tesbih ve tahmiddir yani hamd etmektir. Allah’ı; eksik ve noksanlardan tenzih etmek manasındaki tesbih ve vermiş olduğu sayısız ihsan ve nimetlere karşı şükretmek manasındaki hamd, bunları bilmesinin yegâne elçisi olan Peygamberini (asm) anma ve duâ manasındaki salâvat, iman ve ibadetin temelidir. Bu sebeple, bütün İslâm âlimleri, eserlerine tesbih ve tahmid ihtiva eden âyetlerle başlarlar.

“Yedi gökle yer ve onların içindekiler, Onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin; lâkin siz onların tesbihini anlamazsınız. Şüphesiz ki O Halîmdir (cezâ vermekte acele etmez); Gafûrdur ( günahları çokça bağışlar).”

Mealini verdiğimiz İsra Sûresi’nin 44. Âyetinin tefsiri babındaki ifadeler, Külliyatın hemen her yerinde besmele, hamdele ve salvele (salâvat) olarak da saklıdır.

Barla Lâhikası’nın 35. Mektubunda, Barla’lı ilk talebelerinden rahmetli Sabri Ağabey, sözünü ettiğimiz meseleyi ne de güzel anlatır: “Hele Birinci Söz’de besmelenin derece-i ehemmiyeti ve sûret-i temsiliyesi şâyân-ı takdir ve hayrettir. Öteden beri her kitabın iptidasında Besmele, Hamdele, Salvelenin zikrinin vücubu, hoca efendilerimiz tarafından beyan edilmişse de, bu gibi nefsi iskât edecek bir temsil işitilmediğinden, bu derece zihinde takarrur ve temerküz etmemişti. Şu temsil, Besmele Sözü olan Birinci Söz’de ne kadar musîb ve mânidar olduğunu insan olan takdir eder.”

Besmele’nin sırları başta Birinci Söz olmak üzere Külliyatın bütün satırlarına sirâyet ederek inceden inceye anlatılır. Bir inci söz olan bu risaledeki konular çok sırları temsilen altı sır halinde On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı’nda bahsedilmiş olup, akıldan ziyade kalbe, delilden ziyade zevke bakarak imanî dantela işlenir.

Hamd konusu, Fatiha’nın ikinci âyetinin tefsirinde yapılır. Ancak bu mana, umum risalelerin hedefi olan Hâlık-ı Rahman’ın kullarından istediği yegâne isteği olan şükrün anlaşılması ve yapılmasına sevkeder.

Umumiyetle risalelerin sonlarında getirilen salâvatlar, duâ olarak zikredilir. Bunlar, İslâmî gelenekte devam ettirilen en yaygın ve kapsamlı salâvatlardır. Bununla beraber Üstadın duâ ve zikirlerin toplandığı  Hizb-ü Envari’l-Hakaikı’n Nuriye isimli eserinde ise

Cevşenü’l-Kebir, Evrad-ı Kudsiye, Delâli’n-Nur, Sekîne, Münacat-ı Veysel Karanî, İsm-i Azam duâları, Tahmidiye, Hülasatü’l-Hülasa gibi evrad ve ezkarlarla, salâvatların envaî çeşidi yapılmaktadır.

Mehmet Çetin

13.02.2018 Yeni Foça İzmir

[1] Hiçbir şey yoktur ki O’nu övüp ‘nu tesnih etmesin. (İsra 44)

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir