Ramazan ayı tarih sahnesinden geçerken

Mehmet ÇetinPosted by

Tarihte muhtemelen ilk defa cereyan eden bir süreçten geçiyoruz. Koronavirüs, ister yapay ister doğal her ne olursa olsun onun sebep olduğu bu müthiş hadise sonrası, öncesine şeklen benzese de değişik nice gelişme ve değişmelerin yaşanacağını söylemek mümkün gözüküyor.

Pürşer beşer, şerli eli ile başına geleni dâvet edendir. Birinci Dünya Harbi, hangi komplo teorisinin uygulaması olursa olsun neticesi pek vahim oldu, milyonlarca cana bedelin ötesinde, öncesini aratır istibdat ile lebalep dünyayı doldurdu.

Yetmedi, âlemi nizama çekmek isteyenler İkinci Dünya Harbini patlattılar ama netice ne oldu?

Bunların cereyan ettiği yılların Ramazan’ı hüzünle geçerken geçen asırda, yeni asrımızın başında bizimki de hüzünsüz kalmadı.

Bir Ramazan ayını yaşıyormuşuz, sorarım kim ne kadar farkında?

Hani iftar sofrasını komşusu, yakını ile paylaşmalar? Hani sahura kadar süren muhabbet safhaları? Hani atılan toplar? Hani hediye edilen sabi oruçları? Bin bir şaka eğlence içerisinde çocukların kıldıkları teravihler? Cumanın kalabalığını mı arıyorsunuz yoksa, geçin onu, onlar koronavirüsten öncesi asrının hatıraları idi!

Tahinin eski tadı kalmadı, tıpkı göçmen çöreklerinin de kalmadığı gibi. Fırınların önündeki sabırsız kuyrukları ve esnasındaki muhabbetleri aramayın! Yirmisinden sonra, davulcunun sırtında davulu yanında da yamağı ile para toplamayı çıkışını mı bekliyorsunuz yoksa?

Siz, en iyisi mi, sahurda yeni ama yepyeni ertesi günlerin orucuna edin niyeti, bundan böyle e mi? Zira eskisi sizi geçti gitti, çatla Bizans ve Roma! Şimdi artık İstanbul Sözleşmesi ile sözlü olanlar sırtını dayayarak kanuna, ahlâksızlıkları yasalaştı, sen “kuşa bak kuşa bak” ile oyalanırken.

Eskiden, kök söktüren ve demokrasimizin ak yüzü olan Meclis var idi, her ne kadar kusurları, eksiklikleri ve dahi kavgaları ve on yılda bir tekrarlanan darbeleri de olsa. Bakalım yeni dönemde onu nerede göreceğiz, hangi sembolik manada?

Ulusalcılık, ülkücülük, sağcılık, solculuk, tarikatçılık, süleymancılık, nurculuk her ne ise korona öncesi kendine göre bir anlamı, çapına göre bir esamesi var idi, sonraları toplumun bu değerleri menfaat ve siyasete alet edildi, 15 Temmuz yaşandı en acısı ve ibretlisiyle gözümüzün önünde, hem de televizyonda canlısını seyrettirdiler, biz de şaşkın ve heyecanla izledik, o Ramazan sonrası aylarda.

İşte, nasıl o Ramazan sonrası aylar, öncesine benzemedi ise Ramazan sonrası aylar yıllar da öncesine benzemeyecek, yazın bunu bir kenara.

Bekle gör!

Ne mi olacak? Ben yazmadım ki bu senaryoyu, neticesini size söyleyeyim? Belki de yazanın bile tahmin edemeyeceği olacak. Yazan dediysem de beşer kılıklı olanını, demek isterim; kaderi yazanın ne yazdığını ise kazası sonrası görüyoruz, eğer bunu soruyorsan işte onu derim, bekle gör diye.

Ne mi, yapmamız lazım? İşte bu, güzel soru. Gelin ibret sofrasına beraber oturalım. Eteğimizdeki taşı beraberce silkeleyelim, kusur ve eksikliklerimizi. Kâbe’yi tavafsız, camiyi cemaatsiz, Ramazanı teravihsiz olmasındaki sorumluğu paylaşalım. İsmini yukarıda sıraladığım değerlerin müşterek değerler olduğunu, kalb ve vicdanın saygın, özgün ve hür olduğunu bir kere daha idrak edelim. Bu büyük sofranın hepimizi besleyeceğini, kavga etmeye bile gerek kalmadan medenî şekilde yaşamanın mümkün olduğunu daha da geç olmadan, güneş batıdan doğmadan farkına varalım. Kıyametin kopmasını zorlamadan…

Mehmet Çetin

05 Mayıs 2020 Yeni Foça İzmir

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir