Niyazî Mısrî’yi Bediüzzaman İle Anmak

Kendisini Risale-i Nur satırlarındaki mısraları ile tanıdığımız Niyazî Mısrî, Halvetiyye’nin Mısriyye kolunun kurucusudur. Niyazî Mısrî Hazretleri, meşhur Celveti meşayihinden Üftade Hazretlerinden yetişen Koçhisar eski kadısı Aziz Mahmut Efendi ile muasırdır.[1]

9.Mart.1618 tarihinde Malatya’nın Aspozi (Yeşilyurt) ilçesinde dünyaya geldi. Asıl ismi Mehmet iken tahsilini yaptığı Mısır’ı “Mısrî” mahlası ile Niyazî mahlasını birlikte Niyazî Mısrî olarak şiirlerinde kullandı. İlim tahsili, tarikat dersleri için uzun yollar ve yılların ardından şöhreti yayılır ve bu şöhreti onu Osmanlı Sarayına ulaştırır. Sultan 2. Ahmed tarafından kabul ile Edirne’ye giden şair daha sonra İstanbul’a oradan da Bursa’ya döner. Sultan 2. Ahmet’in Avusturya seferine Niyazî Mısrî müritleri ile birlikte katılmak ister, bu isteği padişah tarafından durdurulmak istenir. Saraydaki vezirlerin Sultana tesiriyle katılması istenilmemesine mukabil Niyazî Mısrî bunu kabul etmez. Sefer dönüşünde Vüzeranın tesiriyle Limni adasına gönderilir.[2] On beş yıl süren sürgün hayatının sonunda Limni’de 16.Mart.1694 de vefat etti. Kabri oradadır. Allâh rahmet eylesin. [3]

Tasavvufun bu asi mutasavvıfı, devrin yönetimi tarafından neden istenmemiş ve çeşitli sürgünlere yollanmıştır? Pir Sultan Abdal, Seyyid Nesimî gibi alışılagelmiş ezberleri bozan Alevi-Bektaşi şair-mutasavvıfları gibi o da Sünnilerin dik başlı, asi mutasavvıfı olarak devletin içinde yapılan yanlışları, padişah bile olsa tenkitten çekinmemiş ve eserlerinde dile getirmiştir. Onu sevgi ve muhabbette Yunus’a, asilikte Seyyid Nesimî ve Pir Sultan Abdal’a, benzetmek mümkün. Muasırlarına göre en yeni ve en ufku açık mutasavvıf olarak görürüz Niyazi Mısrî Hazretlerini. Hasan Hüseyin’e olan sevgisi ve bunu her fırsatta dile getirmiş olmasından dolayı kendisinin alevi olduğunu söyleyenler bile çıkmıştır.[4]

Niyazî Mısrî, Yunus Emre tarzında İlâhî aşk dolu duygularını manzumelerle terennüm ederek tanındı. Tefsir ve tasavvufa dair eserler telif etmiştir.

Doğuda Ruslara karşı savunma yaparken esir düşüp, Sibirya’nın Kosturma esir kampında iken Eski Said’in Yeni Said’e inkılâp etmesi arifesi sancıları başlar. Yirmi Altıncı Lem’ada esaret kampının yanında, Volga nehri kıyısındaki Tatar camiindeki sancılar içerisindeki Üstad, dünyanın geçiciliği karşısında ruhunun dost aradığını Niyazî Mısrî mısraları ile dile getirilir.

“Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp,
Şevk ile her dem uçup, çağırırım dost, dost![5]

Gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığını ifade eden Üstad, vücudunun yokuştan aşağıya koşar gibi gittiğini görür ve feryat eder:

Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere,
Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber”

Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim,
Bir devasız derde düştüm, ah ki Lokman bîhaber.”

“Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba,

Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,
Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber.” [6]

Ölmek için dünyaya gelirsiniz; harap olmak için binalar yapıyorsunuz.”[7] Hadisi ihbarıyla her sabah bir melaikenin çağırması ve ikazına karşılık; hayatın içerisindeki koşuşturmaların bir mühim özetini Niyazi Mısrî rahmetli şöyle ifade eder:

“Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.

Burhan arardım aslıma, aslım bana burhan imiş.”[8]

Rabbim, bu rahmetlilerin şefaatine nail eylesin.

Mehmet Çetin

19.03.2012-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Niyazî Mısrî Divanı, Sağlam Kitabevi, 1976, sh. 14

[2] http://www.niyazimisri.com

[3] İslâm Ans. C.33, sh. 167

[4] Meryem Aybike Sinan-Haber7

[5] Lem’alar, sh.523; Niyazî Mısrî Divanı, Sağlam Kitabevi, 1976, sh. 35

[6] Lem’alar, sh.505; Niyazî Mısrî Divanı, Sağlam Kitabevi, 1976, sh. 68

[7] Lem’alar, sh.549

[8] Niyazî Mısrî Divanı, Sağlam Kitabevi, 1976, sh. 109

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir