Nehy-i İlâhîye mazhar olmak

                                                                        İhlâs Risalesi okumaları 18

İhlâs Risalesi girişinde Bakara/41. Âyetinden iktibas edilen kısımda geçen “âyetindeki şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye mazhar olup” ifadesi, bu makalemizin konusudur.

Nehy-i İlâhî nedir?

            “Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın ” ’dır.

“Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın” meâlindeki ifade, Allah’ın yüce ve kutsal kitabını ve dinini kişisel ve maddî ve manevî çıkarlar için kullanıp yanlış yorumlayanlara, haramları helâl, helâlleri haram göstermeye kalkışanlara karşı kesin, genel bir uyarıdır.

Neye mazhar olup?

Nehy-i İlâhîye. Allah’ın yasakladığı hâllere mazhar olmaktır. Yani yasakladığı o hâlleri, davranışları ile ortaya çıkarmak, zahir hâle getirmektir. İşte bu hâle düşmektir yasaklanan.

Haram, haramdır, ihlâsın bunlarla ne alâkası var?

Emredileni Allah emrettiği için yapmak, nehyedileni de Allah yasakladığı için yapmamak, ihlâsın kendisidir, bu sebeple doğrudan alâkası vardır.

İhlâs babında bu ikazı şöyle anlayabiliriz: İman ve Kur’ân hizmetinde bulunan zat, bu kadar ehemmiyetine binaen, bulunduğu hizmeti, yaptığı ibadeti bir şekli ile dünyevî uhrevî, maddî manevî, enfüsî afakî menfaat için yaparsa; ayette şiddetle ikaz edilen o dehşetli hataya düşer ve o müthiş vaziyete mazhar olur.

O dehşetli kötü mazhariyet; ebedi saadetin zararına sebep olmaktadır. Esasında menfaat beklenilerek yapılan iman hizmeti, manasıdır; Allah rızası için yapılması gereken ulvî bir ideal yanında çok manasız, lüzumsuz, zararlı, kederli, kendini beğenmişçesine, aşağılık, sıkıntılı, riyakârane olarak sıralanan işte bu çirkin mazhariyetler süflî hislerin ve âdi menfaatlerin hatırı için ihlâs kırılmamalıdır.

Kırılırsa ne olur?

O mukaddes hizmet; ihlâs ile yapılmayıp menfaat için yapılırsa bu hizmetteki umum kardeşlerin hukukuna tecavüz, Kur’ân hizmetine hürmet etmeye taarruz ve hem de iman hakikatlerinin kudsiyetine hürmetsizlik etmek gibi alçak mazhariyete düşülmüş, sebep olunmuş olur.

Üstadın, nehy-i İlâhîye mazhar olarak sıraladığı on hâlin ortaya çıkmasına sebep olmak; kardeşlerinin hukukuna tecavüz, Kur’ân hizmeti hürmetine taarruz, iman hakikatlerine hürmetsizlik gibi üç adet dehşetli hâl ve nihayet on üç menfi mazhariyet, cidden akıl sahibini kendine getirmeli, tevbe ve istiğfar ile ihlâsa yönlendirmelidir.

Üç dehşetli hâl; kardeşlerin hukukuna tecavüz, Kur’ân’a hizmetini üstün tutmaya taarruz ve en dehşetlisi de iman hakikatlerinin kudsiyetine hürmetsizliktir.

İhsan ve ikram ile verilen hidayete mazhariyetle bilinen, kabul edilerek iman edilen hakikatlerin hemen her birisi Hak isminden tecelli eden esma-i İlâhiye ve sıfat-ı İlâhîyenin bu eşya âlemindeki tecellisinden kaynaklanan tezahürü babındaki hakikatlerdir.

Mazhar kelimesine lügat her ne kadar tasavvufî manalar verse de Bediüzzaman, âyetin önüne menfaatin alınmasıyla iç âlemdeki kırılmalara, kalb/nefis kutuplarındaki fırtınalarda aklı ikna etmeye, bütün bu dağdağalara düçar olmamanın yegâne çaresi olarak sadece ve sadece ihlâsa sarılmaya işaret nev’inden bu âyeti İhlâs Risalesinin girişinde ilk âyet olarak ele alması cidden çok manidar olmuş, ehl-i hizmetin sırtını Kur’ân kaynaklı ihlâsa dayamıştır.

İşte böylesine ulvî hakikatleri, tefekkür etmek, onlardaki mana ve huzuru hem yaşamak ve hem de başkaların o manalara nail olmalarına vesile olmanın en doğru yolu, Kur’ân’a hizmeti doğrudan Allah rızası için yapmaktır, menfaat için yapmamaktır.

Bakara/41’de yasaklanan o dehşetli hâllere mazhar olmaktan Rabbimiz bizleri muhafaza eylesin. Âmin.

Mehmet Çetin

21.09.2019 Yeni Foça İzmir

 

 

 

 

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir