Na’büdü, Şükr-ü küllidir.

Na’büdü Mütalâaları-33

Na’büdü’ (ibadet ederiz) de kul; kâinatın arkasından değil, kâinatı arkasına alarak divana durur. Böylece duâ ve ibadette kul, kâinatın arkasından değil, kâinatı nâ’büdü manası ile arkasına alarak ibadetini yapar ve yapmalı. Zira kul, en güzel kıvamda yaratıldı ve zeminin halifesi olarak halk edildi.

Vücudumuzdaki her bir uzvumuz vücudun cüz’ü olurken, vücut küllidir. O uzvun bir kısmı cüz olurken, uzvun kendisi küllî makamındadır. Aynen bunun gibi meselâ şahadet parmağımızın ucundaki bir hücrenin kendi lisanı ile yaptığı zikir cüz’î kalmakta, parmağın bütünüyle küllîlik kesbetmektedir. Parmak bütünüyle kol içerisinde cüz’ konumunda iken ikisi beraber olunca külliyet kazanır. Kol vücudun bir cüz’î olurken vücutla beraber değerlendirildiğinde küllî bir mütalâa olur. İşte vücudumuzdaki bütün zerreler, kendi başına yaptığı zikirleri, oradaki müekkel meleklerin vazifelerindeki ibadetleri kendi başlarına cüz’î iken, kul “biz” manasına dâhil etmesi ile külle aday olur.

Nâ’büdü makamında kul duâsına vücudundaki umum zerratın duâsını dâhil etmekle vekâletini bir manada küllî konumunda icra etmiş olur. Kendisi de cüz iken küllün bütünlüğünde şümuliyet kazanır.

Yeryüzünde yaşayan ve coğrafî konumları icabı her enlem/boylamda değişen ve yürüyen zamanda, namazın sürekli kılınması noktasında kul; yaptığı duâlarına “Rabbenağfirlî veli’l-mü’minine…” ile dahil etmesi ile cüz’iyetten külliyete yücelir. Kendi başlarına veya cemaatle namaz kılanların dâhil edildiği ve bunları temsilen yapılan duâ, kulu ulaşılmaz bir makama eriştirir. İşte bu hâl cüz iken küll olma noktasında, nâ’büdünün kerâmetidir. Ferd ve tek olan ‘ben’, çok ve cem olan ‘biz’ mânâsında saklı olan sır, kendini ifşa eder.

Nâ’büdü makamında kul duâsına arzdaki umum namaz kılan musalliyi, duâsına dâhil etmekle vekâletini bir manada küll konumunda icra etmiş olur. Kendisi de cüz iken küllün bütünlüğünde şümuliyet kazanır.

Kâinat bir bütün, ama gittikçe büyüyen, büyüdükçe altı cihetine genişleyen muazzam, mükemmel zikreden ordudur. Muhtevasındaki her zerresinde müekkel meleklerin vazifeli olduğu işlerin icrası ile eşyanın yaratılışında tecellî eden İlâhî esmaların tahakkukuna malzeme olan, mevsuf olan maddenin tasarrufundaki vazifedarlığı ile ve nihayet bütün bunlarda tecelli eden Esma-i İlâhiyeyi tefekkürü ile daha sıralayamadığımız ve bilemediğimiz hakikatler ile dolu İlâhî tablo, kendi başına bir külldür. Ancak vekilinin olması ile bu küllîlik manasını tamamlar. İşte bu kâinata vekâleten kul, kâinatta tasarruflarla tahakkuk eden zikirleri yapanları temsilen, arkasına alarak, öteler ötesindeki mekânlardan münezzeh olan, ama yakın duran Rabbine kendi kulluğu ile beraber kâinatın ubudiyetini takdim eder.

Nâ’büdü makamında kul duâsına kâinattaki umum ibadet edenleri, zikir edenleri böylece duâsına dâhil etmekle, vekâletini bir manada küll konumunda icra etmiş olur. Kendisi de cüz iken küllün bütünlüğünde şümuliyet kazanır.

Vekil arkada değil, öndedir. Önde olan vekil arkasındakilere vekâleten hareket eder, kendine ise asaleten…

Vücut ordusuna, musallî dediğimiz namaz kılanlar ordusuna, kâinat ordusuna vekâlet eden kul, bütün bunları arkasına alan, kocaman, kâinatın büyüklük ve bütünlüğünde küllî ordunun komutanı, böylesine muazzam cemaatin imamı, sayısız mahlûkatın vekili olarak yapılan bütün tahiyyat ve ibadetleri arz ve takdim ile küllî mânâ kemâl bulur. Bu makam ben değil biz esaslıdır.

Yapılan bütün ibadetlerde bu küllî mananın çekirdeği mevcuttur. Bu çekirdek tefekkürler ile gelişir. Gelişen ve büyümeye namzet olan bu mana devamlı zikir-fikir-şükür ile beslenerek devamlılığı sağlanmalı. Sağlanan bu sıhhatli hayat, istikametini bulan hâli ile ferdî ve içtimâî sahada adaleti netice verir. Adalet, huzurun dâvetçisidir.

Hayatın her anı bu manaların yaşanmasına müsait olsa da insan her zaman muvaffak olamayabilir. Ne kadarını yapabilsek kârdır. Yeter ki iki gün denk olmayarak ileri hamleli olsun.

Çare irtibatın sıkılığındadır. Okumak ve cemaat ile irtibatın… Tıpkı depoya yakıtın ihtiyaç hissedildikçe akıtılması gibidir. İhtiyaç zevkin muharrikidir. Bütün bunlar beraberlik ve okumaktan, bir başka ifade ile ibadetten zevk almaktan geçer.

O halde kardeşlere selâm, hizmete devam.*

Not: Bu yazımız ile Nâ’büdü Mütalâaları serimiz nihayet bulmuştur.

* Bu parola Abdullah Yeğin Ağabeye aittir.

Mehmet Çetin

10.12.2012. (18.12.2011).Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir