Mum dibine niçin ışık vermiyor?

Bir ömür boyu düşünmüşümdür, galiba ölünceye kadar da sürecek. Tarihte ve çevremde o kadar iyi insanlar var, ama evlatları fecaat! Annesi yukarıdan aşağıya tesettürlü, kızı aşağıdan yukarıya tersi. Baba takva yolunda giderken oğlu tavla yoluna. Bu bazen Asr-ı Saadet misali tersine, evlat hidayette iken, baba, ona muhtaç.

Kaderin, bu gariplikler içerisinde sakladığı sır ne idi acaba? Mumdan ışık alanların varlığı zaman zaman ümit verircesine beni muhasebeye sevk eder. Nerede hata yaptım, diye. Sorular soru içerisinde akrebin kıskacında yoğurur. Ve nihayet biraz nefsî, biraz netameli, biraz doğru, biraz da serzenişli tespitler, ifadeler süzülür ortaya, yavaş yavaş.

Kalın mumun enesi çok kalındır, bırakın yakını uzağını, dibini hiç mi hiç aydınlatamaz. Zira kalın çevre duvarı kolay erimiyor ki aşağıya ışık versin. Hayatın vurduğu sillelerle, yaşadığı tecrübelerle, belki okuduğu hakikatlerle eritmeye çalıştığı kalın duvarı/enesi, eridikçe ışık dört tarafa öncekine nispeten daha fazla yayılır, faydalı olur.

Cümleleri devirdiğime, kelimeleri karıştırdığıma takılmayın! Anlatmaya çalıştığım hakikat ile beraber itirafa bakın!

Önceleri adına ilk heyecan, tedbirsiz, düstursuz hizmetler kılıfını uydurduk. Zamanla evlatlar büyümeye başlayınca, yorumlar geldikçe yani söz dinlememeye, o zaman da “zaman ve çevreye” fatura kestik. Katma değerinin adına da kısmet/kader dedik.

Kendimiz bile inanmadık ki, başkası nasıl inansın bu mavallara.

Zaman, bütün çıplak gerçekleri ile otuz beş/ kırkından sonra çıkınca karşımıza, kabahati mumda aramaya başladık.

Hiç, ince mumun dibini aydınlatmadığına şahit oldunuz mu? Cevabınız sizde kalsın. Nur, vücuttan fazla olduğu zaman, kuşatır her şeyi. Var mısın buna?

Aldığı malumatı iyice hazmetmiş, uygulaması okumasından daha başarılı olmuş, bir okumuş, bin yapmış. Ve yukarılara doğru öyle bir ışık yaymış ki, aydınlatmadığı yer kalmamış. Zira vücudu nura mani olmamış.

İşte sırrı yakaladık! Bugünü yarına zarar olarak gönderme artık. “Ben yapamıyorum, sen bari yap.”,diye de anlama lütfen. Benim yapıp yapamamam, senin sevap/günah hanene yazılmaz, bunu biliyorsun, sadece seninki yazılır.

İlave etmek istediğim konular var ama mazeret olarak anlamazsanız eklemek istiyorum. Anadan doğma olağanüstü olmadığımız için hatalardan kurtulamıyoruz. Aynı çatı altında evlatlar ile bulunuyoruz, özellikle eşimizle. Anlattıklarımız ile yaptıklarımızı onlar yakinen muhakeme ettiklerinden, bir türlü işin içinden çıkamıyorlar ve kayıtsız kalıyorlar. Namazın zamanında kılınmasını bahsettiğimizi hatırlarken, kazaya bıraktığımız hallerimizin acı hatıraları canlanıyor onların muhakemelerinde. Tevekkülü anlatmışızdır, kader konusunun içerisinde. Bir yakınımızın vefatında, bir musibete muhatap olmamızdaki feryadımız onların kulaklarında nasıl çınlamakta bir bilsek! Ondan sonra da ben kalkıyorum bu yazıya başlık atıyorum: “Mum dibine Niçin Işık Vermiyor?”, diye. Olacak şey değil!

Şu an, hangi yaşta iseniz bir çizgi çekin, lütfen, ama kalın olsun, isterseniz duble. Önceki hayatınız için tövbeyi çoğaltın, yenisi için ümidi. Bu ümidi ne ile takviye edeceksiniz?  İhlâs ve samimiyet ile diyeyim de siz anlarsınız gerisini. Ancak bu halin devamı şevk ile mümkün, o da bu konudaki tecrübeli insanlar ile münasebette saklı. Güvenlik sisteminizi kurdunuz mu, o zaman hayatınıza kaldığınız yerden ama daha heyecanlı, ama daha verimli ve ama daha nurlu devam edebilirsiniz. İsterseniz mumlarla da uğraşmayın artık. Zira kalın mum erimiş, siz farkında değilsiniz doğrusu. Neme lazım, kurcalamayın fazlasını.

Bir şey daha söylemek isterim ama korkarcasına: Değerli, üstün ahlak ve nitelikleri olan kimsenin kıymetini yakın çevresi pek takdir etmez, edemez. Bir insan olarak bazı konularda onlar gibi davrandığı için “bizim gibi biri, oda yiyip içiyor, oturup kalkıyor” diye düşünürler dersem bunu kendim için dediğimi sakın sanmayın. Ortaya sizin adınıza bir tespit yapıyorum, ulu orta.

Bunlar aramızda kalsın diyeceğim size. Başkasının duyması, ihlâsımı bozar da ondan. Allah korusun, riyaya takılır ayağım. En iyisi mi sessizce yapalım erime işini. Malını satmaya çalışan işportacı değiliz, evlada hizmet eden hizmetkârız o kadar. Baba ne kadar kusurlu olursa olsun yine de ders alınacak bir yönü vardır, yeter ki evlat alıcı gözüyle baksın.

Gerçekten farkı varmış, kalın mum ile ince mumun. Kalın mumum eriyen posasının ince muma göre fazla olmasını da artık kafama takmıyorum. Sormayacağım da size. Ben artık işime bakıyorum. Sessizce ev ödevimi samimiyet tezgâhında, dua ocağında, gözüm gibi sevdiğim, gözlerimin içine baka baka yapıyorum.

Ben artık muma sormayacağım, dua edeceğim dua.

Mehmet Çetin

16.07.2013.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

1 Yorum

  1. küçüklüğümüzden beri annemiz babamız ne yapıyorsa biz de aynısını yapıyoruz hemen hemen

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir