Meraktaki tek hedef

“Bir insanı muhite, bir muhiti memlekete, bir memleketi dünyaya ve dünyayı varlığa bağlayan geniş münasebet üstünde çırpınan ve yayılan, sezen, düşünen ve kavrayan, bir kâinat vizyonu arayan büyük meraktır.”[1] Bu merak, bizi yaşadığımız mekândan ve zamandan alıp ötelere taşır, götürür; orada bir şeyler buldurur, tatmin eder ve geri şimdiki zamana ve mekâna getirir.

İnsanı en fazla tahrik eden merak, elbette ilmin hocasıdır.[2] İnsanın vazgeçilmez hassalarından olan merak, esasında isabetli istimal edilmeli. Bir günlük keyfe ve zevke değmeyen şeylere merak, ciddi insanların kârı değildir ve olamaz. Zira insan ebed için yaratılmış ve ebede namzettir.

Fani şeylere ebedi hayatını harcamadan, dikkatli şekilde değerlendiren bu alışverişten kârlı çıkar. Hayatta nelerin meraka değdiğini ve nelerin değmediğini iyi muhakeme eden iki hayatında huzurlu olur.

Yarına faydalı olan şeylerle hayatın devamı, saadeti getirir. Bu hayat bereketlidir de. Zira bir maksada müteveccih mesai elbette bereketli ve verimli olacaktır. Plansız,  gayesiz hayat; sıkıntıya davetkârdır.

Hayatın bir gayesi vardır, insanın da olmalı. Hemen dışımızdaki ve bizi ihata eden hayat, üzerinde tecelli eden bin bir hakikatin izharına vazifelidir. Bu hakikatleri keşfe başlayan insan, eşyanın aslına, aynanın diğer cephesine, tül perdenin gerisine girmeye, görmeye namzettir. Orada, buradaki lazım olan şeyler ayak bağı değildir. Göz sadece maddeyi görür. Manaya kalb ve hayal ile vakıf olunur. Ruh, cennette vücud libasını her zaman giymeye mecbur kalmayacak.

Dolayısıyla en yakınımızdan en uzağımıza olan eşyayı merak ederken “seçici” olmak, akıllı olmak şarttır. Dünya hayatı her şeyi merak ederek, meşgul olacak kadar uzun değildir.

Dünyanın bütün mehasin ve kemalatından binler derece yüksek olan Cennet hayatı kesinlikle merakımızı muciptir. “Yok”un yok olacağı, hüsnün-cemalin-zevkin her nevinin ihsan edileceği Cennet elbette merak edilecek en mühim arzumuzdur.

İşte dillere destan, hayallere mestân o Cennet hayatından daha mühim olanın ne olduğunun merakı ise tarifi mümkün olmayan bir hakikattir.

Cennetin bütün mehasin ve kemalâtı bir cilve-i cemali ve kemali olan bir Zatın rü’yeti, ne kadar mergup, merakaver ve şuhudu ne derece matlup ve iştiyakaver olduğunu kıyas edebilirsen, et.”[3]

Cennetin bütün güzellik ve mükemmelliği; kemalinin ve cemalinin bir cilvesi olan Rabbimiz Allah’ı görmek, ne kadar rağbet edilecek, ne kadar merak edilecek ve görülmesi ne derece şiddetli arzu olduğunu kıyas edebilirsen et.

“Allah’ım! Bizi, dünyada Senin sevgin ve bizi Sana ve Senin emrettiğin gibi istikametli olmaya yaklaştıracak şeylerin sevgisiyle, ahirette ise rahmetin ve cemalini bize göstermekle rızıklandır. Âmin.”[4]

Mehmet Çetin

10.01.2010.-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Peyami Safa, Sanat-Edebiyat-Tenkit, sh. 87

[2] Sözler, sh. 376, 1183

[3] Sözler, sh. 1060

[4] Sözler, Sh. 1061

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir