Menfî siyasetten uzak iki duruş: Said Nursi ve Cemil Meriç

 

Yaşadıkları dönemde, duruşlarıyla istikbale ışık tutarak yol gösterenleri,  tarih, arşivinde, özenle saklar. Günü gelince, ihtiyaç olduğunda araştırmacı onu bulur ve ihtiyacı olanlara takdim eder.

Siyasete ve özellikle siyasî otoriteye teşne olanlar ile olmayanların imkân ve vaziyetleri kıyaslandığında, siyasetten uzak durmanın maliyeti anlaşılır. Geleceğe projektör olma vazifesinin yanında bu maliyete katlanarak, tarihe o mühim not düşürülür.

Dünyada milletlerin olduğunu henüz bilmeden, ama mahallesinde çok farklı dillerin konuşulduğu ve dinlerin yaşandığı zeminde hayatının ilk yıllarını huzurla yaşayan Cemil Meriç, siyasetin içerisinde iken siyasetten uzak kalmanın ilk tecrübesini gayr-i şuurî olarak Hatay’da yaşar. Çocukluğunda koyu Müslüman, sonrasında; dönem dönem şöven milliyetçilik, sosyalistlik,  araf, Hind ve ahir ömründe ise sadece Osmanlı olduğunu ifade ederek bir ömre sığdırılacak siyasî/inanç mozaiğini yaşar. Lâkin tefekkür dersleriyle okurunu, siyasetin bütününe getirdiği eleştirileriyle dışında tutar. Sınır tanımayan düşünce sistemindeki eleştirilerin doğrudan muhatabı, “Bu ülke 89’dan beri su alan bir gemi” nitelemesiyle aydınların tahlilini yapar. Gemi, yani aydınlar. Böylesine arızalı geminin yolcularına -belki de talebesine demek lâzım-giydirilen düşünce sistemlerini de “İzm’ler, idrakimize giydirilen deli gömlekleri…” çarpıcı tesbitiyle uyarmaya çalışır. Harf İnkılâbı’na “Kâmusa uzanan el, namusa uzanmıştır” diyecek kadar fikrî/siyasî prangalardan sıyrılmaya işaretle “Tanrı’ya hem inanıyorum, hem inanmıyorum” sembolize ifadesiyle, gençliğin endişe verici resminin tesbit ve teşhisinin ardından “Bu Ülke”sinde aforizmatik üslubuyla, keskin hükümleriyle cerrahî ameliyatını yapar.

Toplumdaki bütün siyasî, fikrî ve cemaatî guruplar; ondan, kendilerine taraf olacak bir şeyleri bulup yayınlamalarıyla Cemil Meriç’i, eser ve fikirleriyle yaşatmaktadırlar.

Hayatını üç devreye ayıran Said Nursi, Eski Said döneminde siyaset yoluyla dine hizmet etme düşüncesindedir. Yeni Said döneminde siyaset yoluyla hizmet etme yolunun, sonu belli olmayan ecnebi parmaklarının hâkim olduğu tehlikeli ve yalanlarla dolu olduğunu ifade eder. Tarafgirlik belâsıyla hak ve hukukun zarar göreceğine ısrarla işaret eder. Dine hizmette ihlâs esastır. Yapılan hizmet, hiçbir menfaat için değil, sadece Allah rızası için yapılmalıdır. Üçüncü Said döneminde ilk iki dönemin mukteza-i hale muvafık kullanımı anlamında olarak vatan, millet ve Kur’an için siyasîleri uyarır.  Onları adalet, meşveret ve hukuk esaslarına uymaya ısrarlı muknî izahlarla, menfî siyasetten uzak durmaları konusunda uyarır.

Bir fikir işçisi olan Cemil Meriç, Türkiye’de kendi köklerine sahip gençliğin önünde hakikat arayıcısı olarak; her nev’i peşin hükme, ideolojiye, demagojiye, partizanlığa, düşünceyi daraltan izm’lere karşı durmuştur.

Mü’minlerde nifak, ayrılık, kin ve düşmanlığa sebebiyet veren tarafgirlik, inat ve hasedin sosyolojik tahlilini yapan Bediüzzaman, hakikî adaletin (adâlet-i mahzâ) temin ve tatbiki için “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” formülüyle siyasetten uzak durmayı tavsiye etmiştir.

Siyasete girmeden ama onlara dahi enfüsî ve afakî manada İslâmî esas ve prensiplerle yol gösteren Bediüzzaman; eser, fikir ve istikametli hayatıyla, rehber kişiliğiyle milyonların gönlünde ve kalbinde yaşıyor.

Mehmet Çetin

03.05.2018 Doğanbey Beyşehir Konya

 

 

 

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir