Kadîr-i Mutlak’ın kudreti zâtîdir-1

Allâh’ın Sıfaları-1

Fakat bir şey zâtî olsa, ârızî olmazsa, onun zıddı ona müdahale edemez.  Çünkü cem-i zıddeyn lâzım gelir. Bu ise muhaldir. Demek, asıl, zâtî olan bir şeyde meratip yoktur. Madem Kadîr-i Mutlakın kudreti zâtîdir, mümkinat gibi ârızî değildir ve kemâl-i mutlaktadır. Onun zıddı olan acz ise, muhaldir ki tedahül etsin.”[1]

                Bediüzzaman Hazretleri bütünüyle Risâle-i Nur Külliyatı’nda, Rabbimizin Zatı’na ait esma ve sıfatlarını, hayatın ve tabiatın içerisinde talim ederek, tedris eder, ders verir. Bunu da bu asırda sık sorulan suallerden olan âyetlerin tefsirini yaparken tatbik ettiğini görüyor ve okuyoruz. Zayıflatılarak yıkılmak istenen imanlı hayatın yeniden ihyası sadedinde eserlerinde, hayatın son derece ehemmiyetli esasları ile alakalı âyetlerin tefsirlerini yapar.

Kelam kitaplarında Allah’ın sıfatları konusu iki veya üç kısımda ifade edilir. Bunlar 1. Sıfat-ı Selbiye (Zati Sıfatlar)   2. Sıfat-ı Subutiye (Vacip sıfatlar). 3. Sıfat-ı Esma (Fiilî Sıfatlar). Bunların bütünüyle Külliyatın değişik yerlerinde ve selefden yer yer farklı yorumlarını,  Üstad’ın kaleminden okuyoruz. Söz misali “Kudret” sıfatı, Subutî sıfatlardan sayılıken Üstad, Zâtî sıfatlardan sayar ve ifade eder. Bu farklılığı ehil olanlara bırakıp Haşir Risalesinde yer alan yukarıdaki ilfadeyi mütalâaya devam edelim.[2]

İman esaslarından, sıralamada beşincisi olan ahirete iman konusuna, haşir âyetinin tefsiri ile başlar. “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.”[3] Söz konusu âyeti rahmet eserlerini delil göstererek, ondaki Kudret-i İlahiyenin tasarruflarına dikkat çekerek, aklımıza hitap eder. Kıyametin kopması ve haşrin ihyası mutlak manada kudret istemekte.

Âyeti, âyet ile tefsir ederken, haşir konusunda getirilen delillerden biri de  Bütün insanların halk olunması ve haşredilmesi, kudret-i İlahiyeye nispeten bir tek insanın halkı ve haşiri gibi asandır.”[4], âyetidir. Bu âyette pek çok işaretler var. Ancak bunların idraki noktasından, alt bilgi olması bakımından tespitlerde bulunmamız lazım. Bu bilgileri ise Üstad şu ifadelerle takdim eder: “Elbette Kadîr-i Mutlak’ın zâtî ve nihâyetsiz ve gâyet kemalde olan kudretinin nuranî tecelliyatı ve melekûtiyet-i eşyanın şeffafiyeti ve hikmet ve kaderin intizamatı ve eşyanın evamir-i tekviniyesine kemal-i imtisalı ve mümkinatın vücud ve ademinin müsavatından ibaret olan imkânındaki muvazenesi sırrıyla; az çok, büyük küçük ona müsavi olduğu gibi, bütün insanları bir tek insan gibi bir sayha ile haşire getirebilir.”[5]

            Âyeti tefsirdeki ana noktası Kudret-i ilahiyedir. Bu İlahi kudretin mertebesizliğini yani nihâyet kemaldeki mana ve mahiyetini anlama yolunda sırları, hikmetleri sıralar. Kudretin nuranî tecellisinden, eşyanın melekûtiyetinin şeffafiyetinden, ondaki hikmet ve kaderin verdiği nizamdan, eşyanın yaratılışına yönelik mükemmel uyumlar sonsuzdur. Bu sınırsız uyumlar ile mümkün olanların her iki kutbu olan varlık ve yokluk dengesinden ibaret olan imkânlardaki inceliklerin sırrına ve işte bütün bunların ise Allâh’ın kudreti karşısında az çok, büyük küçük O’na eşit olduğu gibi bütün insanları bir insanın yaratılışı gibi bir ses ile haşire getirebilir.

Kudret-i İlâhiyenin daha iyi anlaşılması gerekir. Bunu anlamamız konusunda evvela beşerî değerlerden sıyrılarak, daha üst değerleri anlamamız gerekecek. Kudret-i İlâhiyenin “zâtî” özelliklerinin dikkatimizi çekmesi son derece normaldir. Zira mahlûkun özelliklerine kesinlikle benzemeyen hususiyeti var. Mahlûk, nihâyetinde yaratılmıştır ve tabiatıyla özellikleri de sonradandır yani yaratılması ile verilen hususiyetlerdir, zâtî değildir, kendisi ile var olan bir özellik değil, arızîdir, sonradan ihdas edilen bir özelliktir. Ama yaratıcının Zâtî özellikleri ise bu kıyaslamadan müstağnidir, alaka bile kurulamaz, kıyas yapılamaz. O Zâtîlik ezelidir, ebedidir. Allah için zaman, ezelî ve ebedî ifadeleri söz konusu olmaz, bizim kullandığımız ve tabii olduğumuz manada bakılamaz. Zamanın dışında ve bütün zamanların üzerindedir. Ezelî ifadesi ile zamanı yaratan Allah’ın zamana mahkûm olacağı, zaman ile ifade edileceği elbette düşünülemez. Dolayısıyla Allah, ezelidir derken başlangıç ve sonunun olmadığı ve esasen böyle zaman ifadelerinden uzak ve kıyaslanamayan anlaşılmalı. Ancak, mevcud-u meçhul olan Allah’ı, beşerî ve mahlukî mefhumlar ile ifade etmeyi bizim anlamamıza yaklaştırmak maksadıyla şartlı kullanabiliriz.  Böylece bir derece Ulûhiyetinin azametini, Rububiyetinin işlerini anlamaya kısmen yaklaşabiliriz. Beşerî ve mahlukî manaları yüklediğimiz kelimelerle Allah’ı ifade edersek; O’nun bütün sıfat ve esmasını örtüp, görünmez ve anlaşılmaz hale getirerek bir manada inkârına, görünmeyip anlaşılamazlığına sebep olmuş oluruz. Bu ise tehlikeli bir neticedir.

Dikkat isteyen bu konuya önümüzdeki haftalarda devam etmek niyetindeyiz, inşaallah.

Mehmet Çetin

04.02.2012- Küçükyalı-Maltepe-İstanbul.

[1] Sözler, sh. 153.

[2] Gönderdiği suali ile böyle bir mütalâaya vesile olan yurtdışındaki okuyucum Abdullah Demir kardeşime teşekkür ediyorum.

[3] Rum, 50

[4] Lokman, 28

[5] Sözler, sh. 153

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir