Kâbe’den Arıyorum!

Temmuzun sıcak geçen mübarek Ramazan ayının yedinci günü uzun rakamlı numaralardan birisi arıyordu. Belli ki yurt dışından aranıyordu. Merak ve heyecanla açarak “Efendim” dedim. Selamla başladı karşı taraf, ama bu ses bir dostumun sesi idi, lakin numara farklı. Cevab geldi, “Ben Necdet Şimşek, Kâbe’den arıyorum. Burada sana ve ailene tek tek dualar ettik, tavaflar yaptık. İnşaallah namazını kılar duanızı yaparsınız.” diyen Necdet kardeşimin bu ifadeleri ile kalbimin bir yanı heyecanla sevindi diğer yanı hasretle hüzünlendi.

91 den bu yana gidemedim. Haccımızı yaparken o kadar rahat konuşmuş ve düşünmüşüm ki o yıldan bu yıllara umre bile nasip olamadı.

Necdet dostum telefonda devam ediyordu: “Ramazan ayında umre çok zor olur özellikle yaz ramazanı ve umresi ile beraber dayanamayız zannediyordum. Ama yanılmışım. Bu kadar rahat geçeceğini bilse idim, daha önceki yıllarda gelirdim.”, dedi.

Kâbe’de temmuzun sıcak günlerini Ramazan umresi ile ahirete havale etmek, dünyada uhrevi yatırım yapmak anlamındadır, bir manada. Bu suretle ömür sermayesinin sıcak umreli ramazan günleri ahirete mal ediliyor. Fâni ömür bir cihette bakileşiyor.

Ramazan yılın on iki ayının manevi harman zamanı. Hac/umre ise ömrün harman zamanı. Ömür nasip edilene ramazan nasip oluyor da, hac veya umre o kadar değil. O, kısmet meselesi.

Kısmet bir hac hatırasını hatırlattı. Beraber odayı paylaştığımız emekli öğretmen bir ağabeyimiz vardı ve hacca yalnız gelmişti. Eşine telefon açıyor ve o yıl bayramın Cuma gününe tevafuk etmesini anlatacak. İki bayramın bir araya gelmesi ile büyük hac anlamında ifade edilen “hacc-ı ekber” kelimesini telefonda bir türlü hatırlayamaz. Eşine “Hanım, biz, süper hacı olduk!” diye anlatır. Otele geldiğinde başından geçeni anlatınca hep beraber güldük ve tatlı bir hatıra kaldı. Daha sonraları kendisinin rahmetli olduğunu öğrendim. Rabbimden bu satırlarda rahmet diliyorum.

Hacda, insan, rahmeti muazzam derecede yaşıyor. O mahşeri kalabalıkta, sıcağın altında evvela sabır ve sonra gayret.

Sabır, sadece hacda değil hayatın her merhalesinde mükellef olduğumuz esaslı bir imtihandır. İtaate sabır, isyan etmemeye sabır, musibete sabır çeşidi ile hayatın her noktasında derken hayat o kadar uzun ve geniş asla değildir. Hayat bulunduğumuz “an”, ve gündür.

Evet, dünya bir gündür, o da bugündür. O halde dün de yarın da yok hükmündedir. İşte şimdiki zaman bütün hakikati ile ortadadır. Bu hakikatin bizden istedikleri olduğu gibi yükledikleri de var.

Yüklenilen sadece sabır değil, azim ve gayret etmekte bizi beklemekte. Sen gayret etmesen bile zerrelerin gayret ve hareket ediyor. Tahrik ol, bu harekete uyum sağlayarak gayret et.

Asr suresindeki hakikatler sabrı en güzel şekilde anlatır, yanı sıra mükellefiyetimizi de. Gayretsiz ve sabırsız insanın ne kadar hüsranda olduğunu ibretle anlatıyor. Zaman insana verilen en kıymetli imkânlardandır. Bunu Rabbimizin hoşnut olduğu şekilde değerlendirmek insanı kazançlı kılar.

İşte Necdet kardeşim de bu kazançlı olanlardan, inşaallah. Yazın sıcak aylarına tevafuk eden Ramazan-ı Şerifi sabır ve gayretle kutsal mekânlarda ihya etmek, kâr içinde kârdır. Çok kazançlı bir ticarettir.

Peygamber Efendimizin (asm) hacca gidemeyen Müslümanlara, gitmiş gelmiş gibi sevaba nail olması veya olacağı istikametinde pek çok tavsiyeleri var. Bunlar insanı hem sevindiriyor ve hem de gayrete getiriyor.

Hakkı tavsiye eden, sabreden ve gayretli hacı kardeşimin telefonuyla tahrik olarak terennüm edip sadırdan satırlara dökülenlerin dua olması temennisiyle…

Mehmet Çetin

19.08.2012. Maltepe-İstanbul

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir