İyyake’lerden bir hatıra

Nâ’büdü Mütalâaları-20

İlim öğrenmek,  Resûl-i Ekrem’in (asm) Hadisi ile ümmete şart kılınmıştır. İlim, okumak ile başlar, tefekkür ile derinleşir, feyizlerle nuranîleşir.

Yetmişinin üzerinde ama hâlâ kendisinin yetişmiş olmadığını, öğrenmeye muhtaç olduğu ifadesi ise hemen her görüşmemizdeki tatlı itirafıdır. O kadar mütevazı ki, öğrenmek için sorduğum suallerin bile kendisine öğrenme vesilesi olduğunu ifade eder. Aslında doğruyu söylemekte, en iyi öğrenen, öğretendir. Elhak, en iyi anlamaya çalışan, anlatmaya çalışandır.

Zeki Ünal Hocam, hocaların hocasıdır. İzmir Kestanepazarı Mescidinde dinledim, Cuma vaazını. Kur’an’ın en istisnaî suresi, vaazın konusu, Fatiha. Fetihler onun ile olur, odur maddi ve manevi fütuhatın köprüsü. Zira menbaı, vahy-i İlahidir. Fatiha, sadece ve sadece Resul-i Ekrem’e (asm) gelen suredir. Biricik sure, emsalsiz bir vahiy menbaı.  Kur’an’ın, bir manada dercedilmiş suresidir. Şimdikilerin sıkıştırılmış dosya dedikleri..

Avukat Yakup Alkan dostumun vesilesi ile tanıştım kendisi ile. O yıllarda, yine bir yakınımın sorduğu Kur’an hakkındaki suallere cevap hazırlıyor ve arıyordum. Yedi sekiz mealleri inceleyerek, aralarındaki meal ve yorum farklılıklarını yakalayıp ve hatta bunların zaman zaman çelişki imiş gibi anlaşılması noktasını esas ederek hazırlanan sualler. Kariyer gerekiyordu, bu suallere cevap vermek için. Tetebbu, ilim, akademik bilgi ve ehil olmak…

Bu sıkıntılar içerisinde vermeye çalıştığımız cevapların, daha ehil ağızdan tashihi ve tasnifi gerekiyordu.  O dönemde pek çok insana müracaat ettim, cemaat içi ve cemaat dışı. Birçoğu ziyadesiyle meşguliyetinin çok olduğu mazeretini dile getirdiler. Yani reddettiler. Soruyu soranın imana kavuşmak ve imanını tahkiki yapmak isteği ortada dururken bu kişilerin nasıl bir büyük yanlışın içerisinde olduğunu hayretle izliyordum, reddedenleri. Hadiste, bir kişinin imanının kurtulmasına sebep olmanın sahralar dolusu kırmızı koyunları tasadduk etmekten daha efdal olduğunu, o mazeret gösterenler elbette biliyorlardı.

Onlar, imana, cemaate bir kişinin kazanılması için şu kadar fedakâr olmamız lazım diye nasihat ederlerdi, yani ahkâm keserlerdi. Buyurun kestiğiniz ahkâmı tatbike, demek istedim ama diyemedim. Bu da iki taraflı kader idi. Onlar güya meşguliyetlerinden kaynaklanan alakadarsızlıkları ile kaderlerini yaşarken ben de, tebliğime hazırlık sıkıntıları ile sabır, gayret ve tahammül kaderimi yaşıyordum.

İşte bu sıkıntı okyanusunda çırpınırken Zeki Hocamın hanesindeyim,  âdeta şefkatli kucağında. Evvelâ hüzünlü, müşfik duası ile karşıladı beni. Tesellikâr ifadeleri ile hemhâl oldu benimle. Derdimi derdi bildi, yanına alarak, dertlerin melhem kaynağı Kur’an-ı Kerim’i açarak cevaplar verdi. Unutamam o yardımlarını vesselam.

Kader konusundaki çalışmalarım için gitmiştim bu son ziyaretimde. Cuma vaazında Fatiha’yı anlatıyordu demiştim yukarıda. Evinde devam ettik, yemek sonunda. “İyyake, Arapça kurallarına göre cümlenin sonunda olması gerekir iken ayette başına getirilmiş, neden?” dedi. Siz daha iyisini bilirsiniz, dedim.  Yani “yardım isteriz ancak senden ” olması gerekir iken, “Ancak senden yardım isteriz” olmuş.  İyyake’nin başa alınması, sıradanlığı bozarak, dikkat çekmek için olabilir, dedi. Güzel tespitte bulunmuştu. Bu konuyu  “Na’büdü Mütalâası” olarak işlediğimi söyleyerek, bu sohbeti köşemde okuyucularımla paylaşmak istediğimi rica ettim. Rabbim, kendisinden razı olsun,  selâmetlik versin ve sevenlerine bağışlasın, izin verdi.

Üstada müracaatla İşaratü’l İcaz’daki konu ile alakalı şu tespitler ile yazımızı taçlandıralım:

“İyyake’nin takdimi, ihlâsı vikaye etmek içindir ve zamir-i hitap da, ibadetin sebep ve illetine işarettir. Çünki, hitaba incirar eden, geçen sıfatla muttasıf olan Zat, elbette ibadete müstehaktır.”[1]

“Ancak Sana” ifadesinin başa alınması, ihlâsı muhafaza etmek içindir. Hitap zamiri olan “Sana”da, ibadetin gayesine yani ihlâsa işarettir. Çünkü, kendisine hitap edilen, geçen sıfatlarla vasıflandırılan Zat, elbette ibadete müstehaktır.

Mehmet Çetin

16.12.2011-  Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] İşaratü’l İ’caz, Sh.42

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir