İstikbalin anahtarı, meşvereti hâkim kılmaktır-5

“Sizlere ne oluyor da istişareye hakkını vermiyorsunuz?” sualinin cevabı, enenin ıslah ve istikametinde aranmalıdır. Enfüsî âlemden afakî âlemin rahatsızlık ve arızalarını da içine alan mevzuların muharriki enedir.

Meşvereti menfi ve müsbet yönde tesir ederek istikametini tayin eden konu, dönüyor dolaşıyor enaniyete geliyor. Zira enaniyet, hakikaten fiillere tesir ederek yön veren bir muharriktir.

Evet, iman ve Kur’ân hizmetine enenin ıslah edilerek istikamete sokulması ve meşveretle sahiplenerek gelişen ve beslenen sorumluluk duygusu ile yürümenin ruhu ihlâstır. Bu samîmiyet, âdeta bir ibadet atmosferi ile yapılan iman hizmeti ve faaliyetini indallahta makbul kılacağı kaviyyen muhtemeldir.

Duygu ve düşüncelerini enaniyetin arızalarından arındırarak, ait olduğu hareketin bütün hususlarına vakıf ve ehil olmanın yanında ilmî enaniyet hastalığından da uzak durulmalıdır. Bu duruşun yeterli ve kâmil olmasını destekleyen bir başka husus ise sahiplenme duygusu ene ile değil, meşveret şuurundan kaynaklanan sorumluluk ile oluşmalıdır.

Konuya dışarıdan içeriye, muhitten merkeze doğru mütalâa edecek olursak; öncelikle, heyete seçilecek kişilerin enaniyet meselesini idrak ederek ıslah etmiş ya da o yolda mesafe almış şahısların intihabı ile olmalıdır ki ilk karar veren taban veya temel mekanizma sağlıklı ve istikametli olmalıdır. Bu da bakımı güzel ve yeterli olan bahçeden iyi ürün almak gibidir.

Kendisi ile din gönderilen ve o dinin bütün incelikleri, üzerinde tecrübe edilerek ümmetine ders verilen Resul-i Ekrem (asm), Hendek Harbi gibi meşveret ile çıkan karar, kendi düşüncesinin rağmına bile olsa, o karara tabi olup, tatbik etmesi ile en büyük, örnek bir davranışı ortaya koymuştur.

Üstad Bediüzzaman, eserlerinin müteferrik yerlerinde “meşveretinize havale ediyorum ve ona tabiiyim” derken, talebelerine bundan daha fazla bir şey demesine gerek var mı?

Sen, bildiğin doğruları söyledin, delillerini de sundun ama meşverette aksine bir karar çıktı, ne olacak şimdi? Bu neticeyi kim yarattı? Allah! O’nun yaratmasında doğrudan ya da dolaylı bir hikmetin varlığına iman ve teslimiyetin tamam ise fitne ve ihtilâfa sebeb olmadan karara uy, aziz kardeşim! “Dine zarar olmasın da ne olursa olsun” diyenler, nerelere savruldu bilir misin? Dinin bekâsı, hizmetin hamisi senin ile kaim değildir, bunu bilesin! Harbin en sıkışık zamanında “Ya Rab! Bu din Senin, onu koruyacak olan da Sensin!” şuurundan uzaklaşmak, sapmadır, unutmayasın! Esbab dünyasında vazifeni hakkıyla yap ve mütevekkil ol!

Yaptıkları ve aldığı rolü ile çeliştiğinin farkına varamamak, ne kadar acı?

İlim, İslâm’ın emridir, sorumluluk duygusunu besleyen sahiplenme de. Ancak bu duygular nefis kaynaklı, ene markalı olmamalıdır. İfrat da tefrit de hatalıdır, vasat istikametli olup adalete kavuşturandır. Yüksek hamiyet ve sahabet (sahiplenme) haddini aştığında derman değil dert getirir, farkında olunmalıdır.

Farkında olduğumuz ve olamadığımız pek çok hikmetlerin şahadetiyle isbat ediliyor ki Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûradır.

Mehmet Çetin

16.02.2019 Londra İngiltere

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir