İstikbalin anahtarı, meşvereti hâkim kılmaktır-3

Meşveret ilmî bir çalışmadır, süreçtir. Onun da kendine mahsus usulleri vardır.

Evvela hür bir zemin olmalıdır. Hürriyet, meşvereti her yönüyle uyandırır, tahrik eder. Hakkın tecellisi, hür zeminde mümkün olur, müstebit zeminlerde mukallidler doğar.

Müşavirin, fikri hür ve vicdanı hür olmalıdır. Kimsenin hürriyetini engellemediği gibi, kendi fikrî hürriyetine mani olunmasına da müsaade etmemelidir ki kararı kendi hür vicdanıyla almalı ve mahalle baskısına fırsat vermemelidir.

Geçmişin ancak her dönemde zuhur etme potansiyeli olan Mutezilî, Cebrî, Mürcî ve Mücessimî gibi hatalı yaklaşım tohumları, nefsin desiseleriyle kalb ve akla ekilmektedir. Bu meyillerin izleri, hemen her insanın aklından geçebilecek, bulunabilecek mahiyettedir. Binaenaleyh, bunların ıslahı elzemdir. Islahat, kalbde yapılmalı ki fiiller istikametli olsun. Bu nev’i hastalıklara yakalananlarla yapılan meşveret sağlıklı olamaz.

Baskı altında olmadan yapılan ilmî çalışma ve müşavereler hakkıyla icra edilirse; doğru fenlerle yapılan hakikati araştırma çalışmalarına insafın da yardımıyla bahsedilen dört hatalı yaklaşım, istikamete girecektir. İlim, araştırma ve insaf ile cehalet ve taassuptan kurtulup doğru yola ulaşmak mümkün olacaktır.

İstikametin kaynağı Kur’ân-ı Kerîm’dir ve onun ilk tefsiri Hadis ve Sünnettir. Bu iki kaynağın her asırda yapılan tefsirleridir ve asrımızda da Risale-i Nur’dur.

Risale-i Nur’da, kalb ve irade terbiyesinden, istikametlenmesine varıncaya kadar ferdî alandaki düsturlar ile içtimaî sahadaki tatbikatların prensipleri vardır.

Bediüzzaman 1911 yılında 33 yaşının baharında iken Şam’da verdiği hutbesinde maharetli doktor vasfıyla istikbalî reçete ile içerisindeki içtimaî altı ilaçları sıralar.

Ümitsizlik, yalancılık, düşmanlık, ihtilaf, istibdat, menfaatçilik diye menfî cepheden isimlendirdiğimiz hastalıklar, cemiyetin geneline sirayet ettiği gibi zeminini bulursa cemaatin geneline de bulaşır.

Ümitsizliğe ümit ile yalancılığa doğruluk ile düşmanlığa kardeşlik ile ihtilafa ittihad ile istibdata hürriyet ile menfaatçiliğe karşı da meşveret ile çare göstererek tedavi eder.

Menfaatçilik; maddî manevî, dinî dünyevî, ferdî içtimaî her sahada kendi menfaatini gözetmektir. Her şeyde menfaat temin etmeyi gözeten anlayış, insana en masum gerekçelerle yaklaşır, fark ettirmeden kendine bağlar ve nihayet etrafını ifsad ettikten, işi bittikten sonra bir kenara savrularak yuvarlanır, gider lâkin kullandığı insanı da şirazeden çıkarır.

Sınır konulmayan akıl, gadap ve şehvet namındaki üç duygudan şehvet klasörünün içerisindeki menfaat dosyasının sicilinin temiz olması gerekir.

Islah edilen duygularla yapılan meşveretin neticesinde saadet güneşi doğar.

Bahsedilen ve bir biriyle dağınıkmış gibi görünen hakikatlerin muhakemesini yapıp muvazeneli hareket edenlerle yapılan meşveret doğru olana götürür.

Meşverette hâkim-i mutlak, ortak akıl olmalıdır, şahs-ı manevî ihya edilip, sağlam ve müstakim duruşu ikame edilmelidir.

Evet, Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûradır.

 

Mehmet Çetin

23.01.2019 Batıkent Ankara

 

1 Yorum

  1. Yazının geneli, mevzuyu güzel çerçevelemiş. Bir konu ya hiç nazara alınmamış yahut nazardan kaçmış. O konu da kimlerle istişare edileceğidir. Konuyla ilgili uzmanlığı vukufiyeti olmayan kişi veya kişilerle istişare olur mu? Olmaz elbet. Dolayısıyla mevzunun ehli olanlarla istişare edilmeli. Bu tezime Risale-i Nur’dan delil için biraz çalışmam gerek ama hazır dağarcığımda olanı hemen paylaşayım. Doğrudan alakalı olmasa da tezimi kapsama alanına alır zannederim. “BİR FİKRE DAVET CUMHUR_U ULEMANIN KABULÜNE VABESTEDİR. YOKSA DAVET BİD’ATTIR. REDDOLUNUR.”

    Elhak, doğrudur.
    Bahsettiğiniz konuyu diğer makalelerimizde işlemişiz.
    Selam ve dualar.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir