İstikbalin anahtarı, meşvereti hâkim kılmaktır-1

Her zamanın bir hükmü olduğu gibi, bütün zamanlarda da hâkim olan bir hakikat var ki o meşverettir.

Geçen zamanın içerisindeki yaşanan hadiseler gösterdi ki hakta sebat eden, maksadına ulaşır. Mes’elenin esası ve merkezindeki konu ile meşgul olmayıp, teferruat ile iştigal eden, esen rüzgâra kapılan yaprak gibi savrulup gider.

Hakta sebatın pusulası, dâvânın özü ile sürdürülmesi, nazarı ve kuvveti ikinci derecedeki şeylere dağıtarak savrulmamanın çaresi de meşverettir.

Meşveret, istibdadın yegâne çaresidir. İstibdadın, her alanda kendini göstermesi ve çabuk yayılması, tabiatından gelen zevk sebebiyledir. Be sebepledir ki izalesi zordur. Bu marazın yegâne ilâcı meşverettir.

Âl-i İmran Sûresinin 159. Âyetinde geçen “Ve işlerde onlarla istişare et.”, ile Şûra Sûresinin 38. Âyetindeki  “Onların aralarındaki işleri istişare iledir.” emri mucibince meşveret Allah’ın bir emridir ve yerine getirmek bir ibadettir.

Şûraya niçin bu kadar ehemmiyet veriliyor? İnsanın, cemiyetin ve İslâmiyetin hayatı ve terakkisi şûra ile mümkün müdür?

İhlâs Risalesinin İkinci Düsturunda kardeşlerin, birbirini tenkit etmemesi ile onların üstünde faziletfüruşluk nev’inden gıpta damarının tahrik edilmemesi izah edilir. Getirilen üç elif misali çok manalı bir anlatımdır.

Üç elif, ittihad etmez, ayrı ayrı durursa üç kıymetindedir. Bir çizgide yan yana ittihad ederse yüz on bir kıymet ve kuvvetini alırlar.

İşte şûra keyfiyetinde de doğru ve ehil kişilerle yapılan meşveret, ihlâs ve tesanüdü netice verir. Yapılan görüşmede kendi ferdî fikrine değil de müşavere ile alınan karara uymaya samimî olarak sarılıp, birlik ve beraberliğin kuvvetlenmesine gayret eder. Böylece on adam, hakikî ihlâs, tesanüd ve meşveret sırrı ile bin adam kadar iş görür.

Günümüzde ihtiyaç ziyadeleşmiş. Düşman ve muhalifler çoğalmış. Bunlara karşı koyacak, küllî bir teçhizat yok. İmandan gelen istinad noktası ile ferdî hayattaki mukavemet sağlandığı gibi, cemiyet hayatındaki o müfsitlere karşı da doğru meşveretle karşı konulabilir, ihtiyaçlar karşılanır.[1]

İnsanlar birbiriyle istişare ettikleri ve bununla da Allah’ın rızasına ulaşmayı istediklerinde Cenâb-ı Hak da onları, yolun en doğru olanına yönlendirir. [2]

Samimî gayret ile iş hususunda, ehil ve muhatap olanlarla müşavere edildiğinde onlardan her biri, o işteki en uygun yönü bulmaya gayret edeceği ve böylece temiz ve makul olan şeyin fikrî teati yardımlaşmasıyla ortaya çıkana da herkesin sahip çıkacağı vuku bulan hakikatlerdendir ve cemaat olmaktaki sır budur.[3]

Meşveret edenler, kendi başlarına hareket etmez. Hatta anlaşamadıkları sürece, o işi yapmazlar. Hasan-ı Basrî Hazretleri. “Müşavere eden her topluluk, yapacakları işin en doğrusuna ulaşırlar.”, der.[4]

Evet, “Onların aralarındaki işleri, istişare iledir .”

Burada unutulmaması gereken mühim bir konu var o da, “Akıl sahipleriyle istişare edildikten sonra ona itaat et.”[5] Hadisi, bu noktada, azamî mes’uliyet yüklemektedir.

İstişare eden zarar görmez, etmeyen de mutlu olmaz. Evet, “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûradır.”

Mehmet Çetin

13.01.2019 Bostanlı İzmir

[1] Eski Said Dönemi Eserleri, s. 258 (2017), (Hutbe-i Şamiye sonundaki sual)

[2] Ebû Mansûr el-Mâtürî, Te’vîlâtü’l Kur’ân, c.2, s. 510 (Ensar- 2017), ( Tercüme B. Topaloğlu vs.)

[3] Fahreddin Razi, Tefsir-i Kebir, c. 7, s. 162 ( Akçağ 1990)

[4] Fahreddin Razi, Tefsir-i Kebir, c. 19, s. 467 ( Huzur Yayınevi-1/19 )

[5] Ebû Mansûr el-Mâtürî, Te’vîlâtü’l Kur’ân, c.2, s. 510 (Ensar 2017), ( Tercüme B. Topaloğlu vs.)

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir