İstanbul Sözleşmesi rüzgârıyla sarsılan temeller

Posted by

En iyimser ifadeyle iyilik zannı ile yapılan fenalıklar ya da menfaat, endişe, gelecek ve korku kaygılarıyla yapılan işlemler, sonrasında ciddî hatalara ve arızalara sebep olmaktadır.

Muhtevasındaki faydaları maddeleri bir yana, temeli sarsan ya da sarsılmaya zemin hazırlayan maddeleri ile hakikaten gelecek neslin yetişmesine olumsuz zeminler hazırlarken, zahirde bize benzeyen yönleri de olsa ruhen bizden çok uzak dünyaların insanı olarak yetişmelerine sebep oluyor.

2000 ve sonrası doğumlu z kuşağı ile yapılan anketler endişe boyutuna ulaşmaktadır.

Yarısından fazlası aşk evliliği ister ki aşk evliliğine %64, mantık evliliğine %16 oranında taraftarlar. Küresel boyutlara kadar uzanan çatışma, kutuplaşma, gerginlik, ekonomik sıkıntı ferdin özel hayatında ümitsizliğe yol açarak, geçimsizlik, yalnızlaşma ve kendisiyle barışık olamamaya sebep olmaktadır. Bu da kayıp neslin zuhurudur.

Kızların ‘erkek arkadaşım’; erkeklerin ‘kız arkadaşım’ diye başlayan tanıtımların yanı sıra hemcinslerin kendi cinsindeki arkadaşını takdimini yadırgamayan sıradanlaşmış bir anlayışa sahip nesil var, ne yazık ki!

‘Dinimizde haram, örfümüzde yasak.’, ‘kadın-erkek ilişkilerinde gençleri aldatmayın!’, diyeceğim lâkin muhatabımın din ve örf ile bağı kopuk, sesli-sessiz ağlamak istedim ama onu bile yapamadım, boğazımın düğümlenmesinden.

İstanbul Sözleşmesi, hemcinslerin beraberliğine yasal zemin hazırlarken, aile içerisindeki çatışmaya dayanarak soluğu mahkemede alanlarla aileleri dağılmasına sebep oldu.

Şiddetin mazereti olamaz ve olmamalı, medenîlere söz anlatmanın ikna yolu dururken, en küçük çatışmayla, bağları bütün bütün koparmak neyin nesi?

Bütünüyle medya, aile geçiminde tavsiye ve doğru uygulamaları göstermesi gerekirken sürekli ve baskın bir şekilde olumsuz örnekler, geçimsiz ailelerin yaşadıkları, şiddete uğrayanın yapacağı/yaptığı hâllerin işlenmesinden huzur ve asayiş beklenilmez, emniyet, muhabbet ve paylaşım hiç olmaz.

Dizilerde eşcinsel ilişkili oyuncunun rol alması, o nev’i filmlerin son yıllarda ısrarla vizyona konulması, magazin haberlerinde özendirircesine onlara yer verilip gündemde tutulması gibi plânlı hareketlerle toplumda sıradan davranış olarak kabulünü zorlayıp bunları reddeden değerlerin aşınmasını maalesef netice verdi. Hele şu sözüm ona aile problemlerini konu edinen programların toplumdaki yansıması nasıl oluyor acaba? Ahlâkî değerlerin gönüllü yıkılmasına sebebiyet veren yarışmalar, diziler, acındırmalar, sıradanlaştırmaların sapı bizden olanların eliyle yapılması içimizi acıtıyor.

Bir de bu Sözleşmenin Meclis’ten bütün partilerin istisnasız oy birliği ile geçerek uygulanarak vahim neticeye şahit olan halkın; parti ve Meclisine olan güveninin sarsılmasına da sebep oldu.

Dünyanın buhran geçirdiği dönemde manevî temellerinin sarsıldığı demde doğan maddî ve manevî bir hastalık yeryüzünü işgal ediyor. Bu müthiş bulaşıcı hastalığa bizim toplum hangi çarelerle karşı koyacak? Gafletten ne zaman kurtulunacak!

Dert, öyle derinlere indi ki yukarılarda yapılan hayır ve hasenatın, kalkınmaya yönelik bin icraat bile kurtarmaz, tıpkı vaktiyle kırk çeşmenin İstanbul’u temizleyemeyeceği gibi.

İçeride kaybedilen iğnenin dışarıda aranması abesle iştigaldir. Problem yerinde teşhis edilip oradan tedavi edilmelidir. Kökleri çürütülmeye, esasları sarsılmaya teşebbüs edilen bünyenin en hassas noktası mesabesindeki kalbi manasında olan iman, emniyet, kardeşlik, hürmet, hukuk ve nihayet adalet konularında ciddî gayret, samimî hizmetle mümkündür.

Mehmet Çetin

22 Temmuz 2020 Yeni Foça İzmir

4 comments

  1. Toplumun kanayan yarasına temas eden bu eşsiz tahlilinizden dolayı sonsuz teşekkürler… Kesinlikle mükemmel bir tesbit ve tahlil olmuş ön görülerinizle olayı tüm detayları ile ele almışsınız… Yüreğinize ve kaleminize sağlık

  2. Rafet Kalyoncu’nun yorumu
    İstanbul Sözleşmesinin toplumdaki tesirini abartmamak lazım..
    Sokaktaki vatandaşa sorulsa, herhalde yüz kişiden birinin dahi haberdar olmadığı ortaya çıkar..
    Sağlıklı bir toplumda ahlâkî yozlaşma bir sözleşme ile birkaç yılda meydana gelmez..
    Çok uzun yılların meydana getirdiği; kültürel-eğitim, ekonomik-sosyal sorunlar..
    Küresel çapta dejenere edici moda, müzik-sinema.. (Cinsel içerikli film furyası 70 ’li yıllardan..)
    Düzensiz köyden kente göçler sonucu, otokontrol sağlayan köy-mahalledeki geleneksel hayatın değişmesi ile bağımsız apartman hayatının kayıtsızlığı..
    Eğitim sisteminin getirdiği seküler düşüncenin etkinliği.. Modern iletişim araçları ve sosyal medyanın kullanımının yaygınlaşması..
    Cami ve cemaatlerin yeni nesillere rol model olmada yetersizliği..
    Kısacası, tarlamız çoktandır başkaları tarafında sürülmüş iken, İstanbul Sözleşmesi gibi nesebi gayrı sahih bir fareyi suçlu tutmak pek de ikna edici olmasa gerek..

  3. Kemal Günek’in yorumu
    Ağabeyim, Türkiye kalkınıp zenginleşmiş dünya egemeni olsa; bunu yapan kişi şirk, küfür ve ALLAH, hükmünü geçersiz yapsa haramı helalleştirip livatayı serbest bıraksa bir ehemmiyeti olur mu, Şeriata göre? Kişi; imam hatipli, baş örtüsü, inşaallah, maşaallah demesi ona fayda verir mi? Buna sessiz kalanlar ve destek verenler bu küfrün ortağı şeytanlaşmışlar, değil midir?
    Selam hürmet saygı ederim

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir