İstanbul Sözleşmesi 1

Eğrisiyle Doğrusuyla

Gazetelerin vazifesi ikidir!

Gazeteler iki mühim vazifeyi deruhte etmektedir. Bu sebeble iki rütbesi vardır. Birisi ayıpları ve güzellikleri ilân iken diğeri de herkese hitabettir.[1] Dolayısıyla bir meseleyi ele alırken o meselenin bütün taraflarıyla aydınlatılmasını yapıp, halkın bilgilendirilmesi doğru olmalı ki insanımızın eğitim seviyesinin yükselmesine, emniyetin ve  asayişin teminine neşriyatıyla vesile olsun.

O halde kısa yazı serimize üst başlıkla “Eğrisiyle Doğrusuyla” derken dürüst olmak adına işleyeceğimiz konuda kabahati dışarıda aramakla beraber kendimize de eleştiri yaparak murakabeli bir değerlendirme ortaya koymamız gerekir.

Sözleşme metninde yer alan kadına şiddetin önlenmesi maksatlı makul tedbirleri takdir ederken gayr-ı makul olanları da tenkit eder, neticesinin vahim olacağına ısrarla işaret ederiz.

Vazifenin mümkün olduğu kadar hakkaniyetli olmasından hareketle malûm sözleşme öncesi bizim toplumumuzun vaziyetinin kısaca bir durum tesbiti yapılması icab eder.

Sözleşme öncesi bizdeki durum nedir?

İslâmî değerlerden uzak hâlimize, fert ve cemiyet boyutundan bakıldığında maalesef bizdeki durum iç açıcı değil. Tarihimizde gayr-i ahlâkî ve cinsel sapkınların bulunabileceği gerçeği inkâr edilememekle beraber bunların varlığı da kendilerine meşruiyet tanımaz elbette.

Batılı tasvirden sakınarak girmek istemediğimiz bu menfi hadiseler, İslâmî hayatın yaygın olduğu zaman ve zeminlerde azalmakta, aksine durumlarda ise maalesef artmaktadır.

Sened-i İttifak (1808), Tanzimat-ı Hayriye (1839) ve iki Meşrutiyet uygulamaları (1876 ve 1908) esasen bizde dönüm noktaları olmakla beraber bazıları, toplum tarafından anlaşılmadan yahut insanımız hazırlanmadan uygulanması, bünyeye oturmamakla beraber su-i istimale de açık oldu.

İttihat ve Terakkinin siyasî cinayetleri, cemiyette ahlâkî cinayete dönüştü. Sonraki devrin baskıları, hızını arttırarak maalesef devam etti. Batıya, Tanzimat devrinde ve akabinde özellikle Fransa’da aydınlananlar (!) yurda zulmetle döndüler. Ömer Hayyam’ın dünyayı beş paraya saymayan şiirleri ile işret ederek, evlere yaydıkları gayr-ı ahlâkî alışkanlıkları ile cemiyeti zehirlediler.

Birinci Cihan Harbinin bunalımı, ahlâkî çöküşleri de beraberinde getirdi. İstanbul madden değil manen de işgal edildi. Avrupa’nın şer tarafını temsilen İngiliz ahlâksızlığı, İstanbul’u Sodom ve Gomore çukuruna çevirdi, âdeta.

Şimdi, bırakın bayramları, en küçük bir tatilde bile aile, eş dost ziyaretlerine değil de yıldızı çok olan otellere, eğlencesi bol olan AVM’lere gidilir oldu. Bu gidişat bizdeki bazı değerlerimizi de beraberinde götürdü!

İğneyi de çuvaldızını da göz önüne koyarak muhasebe yapmalıyız.

Mazimizin bu hâlini de göz önüne alınarak İstanbul Sözleşmesi değerlendirilmelidir. Yaşanılan son onlu-yirmili yıllarda ekonomik varlık ve değerler yükselirken, ahlâkî değerlerin yeniden düştüğü bir zeminde, cinsel yönelimi yaygınlaştırarak toplumsal cinsiyet ile onlara kimlik tanıyıp, meşrulaştırıp ve yasalaştırarak temel yapı olan aile çekirdeğinin ifsat edilmesine azami dikkat etmek gerekir.

 

Mehmet Çetin

12.12.2019 Yeni Foça İzmir

[1] Bediüzzaman Said Nursi, Eski Said Dönemi Eserleri ( 2017), s.103

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir