İnsanoğlunun hamlıkları

Mehmet ÇetinPosted by

Asr Suresi’nde “insan muhakkak hüsrandadır…” diye bir hüküm geçer.  Hüsrandan kurtulmanın çaresini de “Ancak iman eden, güzel işler yapan ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna” diye kayıt konularak bahsedilir.

Sıralanan çözüm yolları takvanın içerisinde olan hâllerdir ki Allah’ın “yap” dediklerini yapmak, “yapma” dediklerinden çekinmektir. Bunlar netice itibariyle olgun ve faydalı davranış modelleridir, hamlıklar değildir.

Hamlık, olgun olmayan, kemale ermeyen, hemen hissiyle hareket edilen, aklın kullanılıyor gibi gözüken ama keyfiyeten ve esasen kullanılamayan hallere genelde verilen isimdir.

Vücutla yapılan; tedbirsiz, düzensiz, antrenmansız ve aniden yapılan hareketler sonrasında hâsıl olan ağrının da hamlık olarak isimlendirildiğini bu arada hatırlayalım.

İster vücudî hareket (iş/spor/çalışma gibi), isterse davranış biçimi olarak nitelenen bu nev’i hareketler hamlığın alâmeti olup, sıkıntı, ağrı ve mahcubiyetle neticelenir.

Bir topluluğa hitap etmek istenildiğinde yapılan konuşma metni, getirilecek delil ve belgeler, kullanılacak metodlar yeteri derecede olmalı ki fayda versin. Demini almamış çay nasıl hoş karşılanmaz, çiğ dem olursa elbette o çay ile de fahredilemez, aylanmaz, taçlanmaz, öğünülemez. Bunlar hamlığın belirtileridir.

Hitap edilen topluluğun ihtiyaçları sıralanırken o toplumun fertlerinin kişilik ve karakteri muhatap alınmalıdır. Kişilik, insan için fevkalâde ehemmiyetli olup kesin anlamda ana ihtiyaçlarının beslenmesi ve takviye edilmesi gerekir. Takviye işini, kişi, kendisi yaparken diğerlerinden herkes bildiği, vazifeli olduğu, ihtisası olan alanları çerçevesinde yardımcı olmalıdır. Had aşıldığında hamlık olur, verimli olmaz.

Hamlık, söz ve fiil gibi bilinen eylemler ile olurken bazen de eylemsizlikle de olmaktadır. Lüzumsuz hareket, söz ve yorumları bilinen eylemli hamlıklara sayabildiğimiz gibi verilmeyen cevap, ihmal edilen işi de eylemsizlikle hâsıl olan hamlık grubuna ekleyebiliriz.

Yukarıda ismi geçen Asr Suresi’nin son kısmında sabırdan bahsedilir. Sabır, hadisenin olduğu anda gösterilmesi gerekir, öncesinde ve sonrasındakinin faydası yoktur. Zamanında ve anında sabır gösterilmemesi de hamlıktan denilebilir.

Saygı, insana yakışan bir fazilettir, vefa da öylesine. Vefadan nasibi olmamacasına gösterilen davranışlar erdem değil çiğ demdir. Öğünmek, hak ediliyorsa takdir kazanır, hoş görülür. Ama hak edilmeyen fahirlenme de ham bir övünmektir, çirkin düşer.

Kişinin kendisini kâmil manada yetiştirmeyip, âleme akıl vermesini de hamlıklara saymak icap eder. Sonra da bencileyin birilerinin hamlıklarını sıralamayı da hamlıkların arasına eklemenin hamlığını yapma hatasına düşmemek gerekir ki bu ikaz da nefsime olsun!

Yine de bu çeşit davranış hataları insandandır, eğitilmeye muhtaçtır, diyerek ona sahip çıkmamız lâzımdır ki bu iş ise bu konuda yetişmiş olanların vazifesidir.

Hamdım, piştim yandım yaklaşımından hareketle; güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından memnun kalır, ifadesinin Mevlâna dilinde billurlaşan şu ifade ile bitirelim:

“Sen düşünceden ibaretsin.

            Geriye et ve kemiksin

            Gül düşünür gülistan olursun

            Diken düşünür, dikenlik olursun. “

Mehmet Çetin

25 Nisan 2020 Yeni Foça İzmir

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir