İmam-ı Rabbaniyi Bediüzzaman ile anmak

08.09.1624 de vefat eden İmam-ı Rabbani Hazretlerinin sene-i devriyesinde bir not düşme kabilinden, Üstad’ımın, o hazret hakkındaki ifadelerinden bir mütalâa yapmak gerekirse evvelen On Dokuzuncu  Söz’ün başındaki ifade dikkatimizi çeker.

Ben sözlerimle Muhammed’i (a.s.m.) övmüş, güzel göstermiş olmadım; aksine Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdan bahsetmekle sözlerimi güzelleştirmiş oldum.”

İmam-ı Rabbanî’ye ait olan bu sözü “Evet, şu Söz güzeldir.” diye tebrik ve takdir eder.Lakin nazarların Resul-i Ekrem’e (asm) ve vasıflarına tevcih edilmesine işaret eder; Fakat onu güzelleştiren, güzellerin güzeli olan evsâf-ı Muhammediyedir.”

Üstadımın üstadlarından olan İmam-ı Rabbanî (ks) yıllarca tarikat-tasavvuf hizmetinin ardından hayatını; ömrünün ahirinde iman hakikatlerinin doğrudan hizmetine sarfetmeyi esas edinmiştir. Bunu şöyle ifade eder: “Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim.”[1]

Velayet-i kübra diye isimlendirilen büyük velayetin ise tarikat tasavvuf yoluna girmeden doğrudan doğruya hakikate yol açmak olduğunu da ifade eder.

Bu ifadeler ışığında Bediüzzaman Hazretlerinin hayatına baktığımızda İmam-ı Rabbani Hazretlerinin tavsiye ettiği usulü, bütün ömründe tatbik ettiğine şahit olmaktayız. Hatta bu usulünü o kadar sadakatla iddia etmektedir ki; Abdulkadir Geylani (ra), Şah-ı Nakşibend ve İmam-ı Rabbanî gibi hazerat bu zamanda hazır olsa idiler, iman hakikatlarının ve İslam’ı esaslarının takviyesine hizmet edeceklerini ısrarla söyler.

İman hakikatlerinin takviyesi ise Sünnet-i Seniyyenin tatbiki ile mümkündür. Zira Rabbimizi bize ta’lim eden en büyük muallim  Resul-i Ekrem’dir (asm). Rabbimizin izni, Cebrail (as) yardımı ile dinin yaşanmasında en isabetli  usulü O’nun (asm)  Sünnet-i Seniyyesinde görüyoruz.

İmam-ı Gazalî ve  İmam-ı Rabbanî gibi pek çok ehl-i tarikatın dahi imamları Sünnet-i Seniyyenin tatbiki ile hasıl olan makbuliyeti ziyadesi ile tavsiye etmişler. Bir farz, bin sünnete tercih edildiği gibi, bir sünnet dahi bin tasavvuf adabına tercih edilir demişler.

Muhabbet ve şefkat konusunda Üstad, İmam-ı Rabbani hazretlerinden  farklı hükme varır. 8.Mektub, bunun ifadesidir. Rahman ve Rahim isimlerindeki büyük nura yetişmenin vesilesi olarak fakr ile şükür, acz ile şefkati anlatır

Şefkat konusundaki farklı yorumunda şu ifadesi ile dikkat çeker: “Şu mesele münasebetiyle hatıra gelen ve muhakkikîne, hattâ bir üstadım olan İmam-ı Rabbânîye muhalif olarak diyorum ki:…”[2] özetle; Hz.Yakup (as), evladı Hz. Yusuf’a (as) olan şiddetli ve parlak hissiyatı, muhabbet ve aşk olmadığını kesinlikle şefkat olduğunu ifade eder. Muhabbet, aşk karşılık beklerken, şefkat halisdir, mukabele istemez.

Nübüvvet makamına muhabbetten daha ziyade şefkat münasip düşer. İsm-i Vedûda kavuşma vesilesi olan aşk ise, Züleyhâ’nın Yusuf Aleyhisselâma karşı olan muhabbet meselesindedir. O halde Kur’ân, Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın hissiyatını ne derece Züleyhâ’nın hissiyatından yüksek göstermişse, şefkat dahi o derece aşktan daha yüksekdir.

Üstadı olan  İmam-ı Rabbânî’nin yorumunu nakleder önce:, “Üstadım İmam-ı Rabbânî, aşk-ı mecazîyi makam-ı nübüvvete pek münasip görmediği için demiş ki: “Mehâsin-i Yusufiye, mehâsin-i uhreviye nevinden olduğundan, ona muhabbet ise mecazî muhabbetler nevinden değildir ki, kusur olsun.”

Bunun ardından Bediüzzaman Hazretleri Üstadına seslenir:“Ben de derim: Ey Üstad, o tekellüflü bir tevildir. Hakikat şu olmak gerektir ki: O muhabbet değil, belki yüz defa muhabbetten daha parlak, daha geniş, daha yüksek bir mertebe-i şefkattir.

Her iki hazretten Allah razı olsun, kabirleri pürnur makamları Cennet olsun.

Mehmet Çetin

04.09.2011. Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Beiüzzaman Said Nursi, Mektubat,sh.40

[2] Age.sh.51

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir