İhlâssızlıkla gelen şefkat tokatları 2

Mehmet ÇetinPosted by

İhlâs Risalesi okumaları 30

Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmak üzere hapishanede gün beklenir iken aynı hapishanede bulunan Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî ’nin cazibeli sohbetine iki Nur Talebesi katılır. Yirmi Sekizinci Lem’a’nın On Yedinci Nükte’sinde yazıldığı üzere Bediüzzaman bu katılmaya tepki gösterir.

Hadiseden haberdar olunca infial etmeyip, manevî âleminde sorgular, esbabını tahkik eder ve “Maatteessüf başımıza gelen şefkat tokatını, iki üç gündür, kat’i bir kanaatle anladım. Hatta ehl-i isyan hakkında gelen bir âyetin çok işarâtından bir işareti bize bakıyor gibi hissettim.”, der.

Bahsettiği âyet En’am Sûresi’nin 44. Âyeti’dir. Söz konusu âyet şöyle:

“Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler.”   

            Üstad, âyetin ilk cümlesi olan “Onlar, kendilerine yapılan uyarıları unutunca her şeyin kapılarını onlara açtık.” ile ortadaki “onları azabımızla ansızın yakalayıverdik.”, kısmını alarak kendi üzer(ler)inden ders çıkararak “Fakat maatteessüf, başta ben, biz o ihtar-ı manevî ile amel edemedik.”, der.

Ne olmuştu da böyle çıkarım yapıyor acaba? Cevabını şöyle ifade eder:

“Hiç hatır ve hayâlime gelmez en hâlis zannettiğim kardeşlerimde sırr-ı ihlâsa münafi hareket vukua gelmişti… En kudsî bir mücahede-i maneviyeyi tazammun eden ve sırr-ı veraset-i nübüvvetle (peygamber varisliğinin sırrı ile) velâyet-i kübranın ( en büyük velâyetin) feyzine mazhar ve sahabenin sırr-ı meşrebine (gidişat sırrına) medar olan Risâle-i Nur ile hizmet-i kudsiye-i Kur’âniyemize (Kur’ân’ın mukaddes, yüce hizmetimize) kanaat etmeyip, menfaatı şimdilik bize pek az ve bu vaziyetimize mühim zararı muhtemel tarikat hevesinin birkaç defa şiddetle ihtarımla önü alınmasıdır. Yoksa hem vahdetimizi bozacaktı, hem dört elifin tesanüdüyle bin yüz on birden dört kıymetine tenzil eden teşettüt-ü efkâr (fikirlerin dağınık olmasına) ve bu gayet ağır hâdiseye karşı kuvvetimizi hiçe indiren tenâfür-ü kulûba (kalblerin nefret etmesine) uğrayacaktı.”[1]

Doğrusu Risale-i Nur; “hakaik-ı kudsiye-i imaniyeyi en kat’î ve vâzıh bir surette ders verip, en muannid zındıkları ve en mütemerrid feylesofları susturup ders verirken, onu bırakıp yahut sekteye uğratıp veyahut kanaat etmeyip, tarikat hevesiyle Risâle-i Nur’dan izin almayarak kapanmış hangâhlara (tekkelerine) girmek, ne derece yanlış olduğunu ve bizim bu şefkat tokadına ne derece istihkak kesb ettiğimizi gösteriyor.”

Yanlış anlamaya mahal yok. Üstadın buradaki sitemi doğrudan Nur Talebesinedir. Isparta kahramanlarının örnek alınması noktasından şiddetli bir ikazdır.

Evet, Risale-i Nur, aklı kalbi yerli yerince ve yeterince istikamet ve istikrarla çalıştırarak kalbin dışarılarda feyiz, aklın ilim aramasına ihtiyaç bırakmaz.

İşte bu noktadan yaşadıkları hapis serencamını bir şefkat tokadı, bu tokada sebebiyetin temelinde ise ihlâstaki arızayı dile getirir.

Yaşanan şefkat tokatı hadiselerinin şöyle değerlendirilmesine de dikkat çeker: “Bir kısmımız şefkat tokadına giriftar olduk. Bir kısmımız hakkında tokat değil, belki tokada maruz olan kardeşlerimize medar-ı teselli ve kendilerine medar-ı sevap ve istifade olmak için bu musibetin içine alındı.”

Mehmet Çetin

08.12.2019 Yeni Foça İzmir

Not: İhlâs Risalesi okumaları ileri zamanlarda devam edecek inşaallah.

[1] Lem’alar, s. 440 ( 2017)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir