İhlâssızlık mı?

Geçen haftaki yazımıza gelen yorum üzerine…

Bir yazarı mutlu eden hadiselerden biri de aldığı yorumlardır. Yorum, yazarın anlatmak istediklerinin bir manada okuyucu zihnindeki izdüşümleridir. Bu vesile ile yazılarımıza sesli ve sessiz, kalbî ve kavlî, maddî ve manevî yorum yaparak bir şekli ile alâka gösteren dostlara teşekkürler, selâmlar ediyoruz.

Ele aldığımız mevzu, Üstad Bediüzzaman’ın Eskişehir Hapishanesi’nde iken, aynı hapishanede bulunan Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî’nin cazibeli sohbetine kapılan iki talebesine gösterdiği tepki ve yaptığı değerlendirmedir.

Âl-i İmran/30 ile eş manada Şûrâ/30. âyetleri, Bediüzzaman’ın, hizmetteki gevşeme ve gösterilen sadâkatsizlikle gelen musîbetleri şefkat tokatı olarak değerlendirmesinin dayanağıdır. Her iki âyetten çıkarılan müşterek yorum, başa gelen musîbetlerin insanın kendi eliyle yaptıkları sebebi ve bunun da ikaz merkezli olması noktası ise rahmet-i İlâhîyedir. Ve dediğimiz gibi bunlar âyetten istinbat edilerek yani çıkarılan bir yorumdur, suçlanılamaz, batıl olma ile itham edilemez, indîlik isnadı yapılamaz, zira şahsî bir değerlendirmedir, iştirak edip etmeme kişiye kalan bir tercihtir.

Bir baba evlâdını korumakla mükellef olduğundan hareketle her mürşid de kendisine tâbi (bağlı) olanları muhafaza etmesi, tabiî (doğal) olsa gerek. Aynı zamanda o mürşide sadâkat ise o onun yolunu kabul edenin bir sorumluluğudur. Bu cümlelerden hareketle Bediüzzaman Said Nursi, Eskişehir Hapishane döneminde iki talebesinin Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî’nin cazibesine kapılmasını, sadâkatsizlik olarak görerek ikaz etmesi gayet normaldir.

Bir mürşide bağlı olanın başka bir mürşide gitmesi kesinlikle dinden çıkma, küfür işleme değildir, sadece hususî alanda işlenen sadâkatsizlik ve samimiyetsizliktir ki bu noktadan bir manada “ihlâssızlıktır”, denilebilir.

Dinin emirlerinin tebliği ve insanlara izahı konusunda bir mürşid tercihi yapılabilir. Bu tercihte kişi, kendi yapısına uygun olanı tercihi, onun en tabiî hakkı olduğu gibi, normal olanı da budur.

Burada, içerisinde çıkar endişesi de dâhil olsa bile-ki din, çıkar için tercih ediliyorsa ihlâssızlıktır- kişinin tercihi olması sebebiyle bir yerde saygı gösterilmelidir.

İnsan, dinin bütününü anlamakta yeterli olmayabilir. Mevcut ilmi, Kur’ân ve hadisleri anlamak ve güne uyarlamakta yeterli olmadığı gibi alanı da olmayabilir.  Diğer taraftan, mürşid ya da yol göstericinin kendisini dinleyenler üzerinde tahakküm kurması da doğru değildir, onları kullanması su-i istimaldir.

Âli- İmran’ın 7. Âyetinde ısrarla tavsiye edilen ilimde derinleşenlerin (rasih) takındıkları tavırdır ki sitayişle bahsedilir onların hâlleri. İşte ilimde rüsuh (derinlik) kazananlardan bu zamanda bir temsilcisi de Bediüzzaman ve eserleri olan Risale-i Nur’dur. Peygamber (asm) varisliğinin sırrına ermiş,  en büyük velâyete mazhar ve Sahabe mesleğine vesile olan Risale-i Nur ile Kur’ân’ın kudsî hizmetine kanaat etmeyerek diğer malûm ve meşru hizmet dallarına gitmenin, mevcut Risale-i Nur ile imana Kur’ân’a hizmete vahdet, tesanüd ve sadâkat noktasından değerlendirerek o nitelemeyi yapar, Üstad.

Bugün ellinin üzerinde dünya diline tercüme edilen, ülkemizde yirminin üzerindeki yayınevi ile takdim edilen, Kur’ân ve ilmihalden sonra en çok satılan ve okunan,  telif edildiği dönemlerde her nev’i batıl ve mugayir fikirlere karşı İslâm’ın özünü anlatarak istikametli duruşa numune olan,  fitne ve müfsid tahrikli tuzaklara takılmayarak asayişi muhafazayı netice veren, yaptığı hizmetleri ile ümmete rehber olan Risale-i Nur; ahirzamanda biriken dinî ilim noktasındaki suallere cevab kaynağı olmaya şayeste bir eser Külliyatı olarak kendisine tâbi olanları istikrar ve istikametle kabre imanlı girmeye hazırlar.

Bu manalarla anlatmaya çalıştığımız Risale-i Nur’u okumaya, tedkik etmeye, dâvet ediyoruz, özellikle çok kitap okuyan, araştıran müdakkik kardeşlerimizi.

Mehmet Çetin

09.01.2020 Yeni Foça İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir