İhlâsın sırrını kazanmaya mecbur ve mükellefiz!

                                                                  İhlâs Risalesi okumaları 11

İhlâs Risalesi girişindeki ilk dört cümlesinde Bediüzzaman Hazretleri; ihlâsın ehemmiyet ve kazandırdıklarını anlatır ve vaziyet değerlendirmesini yaparak, sözü mutlaka ihlâslı olmaya şu ifadeleriyle getirir:

            “Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur, devam etmez; hem şiddetli mes’ul oluruz.”

“Kesinlikle” manasındaki “elbette” ifadesi tartışmasız bir şekilde şart olup, “herkesten ziyade” ile diğerlerinden farklı vazifeye açık bir işarettir.

Tavzif konusuna girişteki bu ifadeler ile manaya fevkalâde dikkat çeken ifadeler ile cümlenin sonundaki ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde kesinlikle, herkesten daha fazla, mecbur ve sorumluyuz manasında, şart ve zorunlu kılan hem müşevvik ve hem de mecebbir ifadeler haklı olarak bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya yöneliktir. Elhak, hem doğrudur da ve hem ifade tesiri bakımından da müessirdir.

İhlâsı, gerçekten ama bütün kuvvetimizle kazanmaya hem mecbur ve hem de mükellefiz.

‘Kuvvet’ kelimesini, her hangi bir şarta bağlı olmayan manasında ıtlak kullanmış. Üçüncü çoğul şahıs eki olan (kuvveti) –miz ile tahkim edip, ferdîlikten küllîliğe teşmil edip kuvvetlendirmiş. O halde şartsız/şurtsuz ve ama’sız/fakatsız bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz.

Mecburuz, çünkü “bizler gayet az ve zayıf ve fakir kuvvetsiz olduğumuz halde”yiz. Bunun için “en büyük bir kuvvet,”, “en metin bir nokta-i istinad,”, “en kerametli bir vesile-i makasıd” olan ihlâsı kazanmaya mecburuz.

Mükellefiz, çünkü: “gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.”, bir vazife sebebiyle mükellefiz.

Bir vazifenin verilmesi, üst makamdan gelmesi anlamında olup, emirdir. O vazife ifasındaki hâller, ikrâmdır; meşakkatler, teşviktir; nurlar/sırlar, makamdır.

Bu ağır ahval ve şerait sebebiyle  “ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız.”

            İhlâsın sırrını” ifadesini nasıl anlamalıyız? İhlâs bir sır mı? Sır ise “kendimizde yerleştirmek” de ne demek, nasıl oluyor ve ne manası var?

Risale-i Nur’un hocası Risale-i Nur’dur, zaviyesinden hareketle cevab yine İhlâs Risalesinden gelmektedir: “Madem ihlâsta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.”

Girişte sıralanan dokuz adet “en”lemesine engin olan o nurlar birer sır ve o sırlar birer nurdur. İsterseniz dönün ve o sırları/nurları bir daha okuyun ve iddiamızı teyid edin, lütfen.

İşte o sıralanan dokuz mana, en öz ve has ifadesiyle takdimi şöyledir:

“İhlâsta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.”

            Bu derece ehemmiyetli hassa, nur ve kuvveti ihtiva eden ihlâsın kazanılmaması ve yaşanılmaması durumundaki vaziyetin tahliline gelir, söz.

Lâkin son bir genel ricamız var: Bu tahliller bir nefeste okunmamalı, hazmede hazmede okunmalı ki maksada vesile olsun, inşaallah.

Mehmet Çetin

28.11.2018 Bostanlı İzmir

1 Yorum

  1. S. A. Gayet güzel bir Risale-i Nur dersi olmuş. Üstelik hocalık taslamadan, hocalığı Risale-i Nur’a bırakarak. Yalnız bir hatırlatma yapmadan geçemeyeceğim. Nasıl ki iman bireyseldir, kitlesel değil. İhlâs da öyledir. Yani kişinin kalbinde ve Allah ile arasındadır. Tabii ki bu tür tahşidat faydadan hâli değildir. Lakin mahsulat alınacak yer, ferdin kalbidir. Bu yüzden İhlâs Risalesi’ni topluca ders yapmayı hiçbir zaman anlamlı bulamadım. Hele de ihtilafların olduğu zamanlarda büsbütün anlamsız.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir