İhlâs Risalesinin yazılmasını hazırlayan sebepler 3

İhlâs Risalesi Okumaları 3

Bir şeyin olmaması için tek sebep yeterli olurken, olması, vücud bulması için bütün sebeplerin olması şarttır.

Bu sebepler, zahirde bize görünen şeylerdir ve biz de beşer olarak zahire bakar, yorum yapar nihayet hüküm çıkarırız. Ancak, işin ve hadisenin kaderî yönüne vakıf olamadığımız gibi, haddimiz de değildir.

Söz konusu İhlâs olunca; mesele doğrudan kalbin, Allah’a bağlılığı söz konusu olur ve konuşan dil konuşamaz, gören göz göremez olur, bir manada beşerî, maddî esbab külliyen sükût eder.

Aklın gereği olarak, zuhur eden hadisenin evveline ve ahirine bakar, yorum yaparız. Bu cümleden hareketle İhlâs Risalesinin yazılmasını icab ettiren evvelki sebepler onun vücuduna zemin hazırlayarak gerekli kıldığı gibi, sonrasında gelişecek hadiselere hazırlanma süreci de o eseri şart kılar, diye düşünürüz.

Bunlara bir yere kadar, evet!

Bediüzzaman’ın manifestosu hükmünde olan “Konuşan Yalnız Hakikattir” makalesindeki kaderî işaretler, İhlâs Risalesi gibi diğer eserlerin vücuduna sebep olan sırlı ve gizemli hususlara işaret eder.

Bu makale 1951 yılında Eskişehir’de yazılır ki önceki yıllar, telif yıllarıdır.

Yetmiş üç yaşın ve bir o kadar süren serencamın özü ve özeti manasındaki makalede geçen;

“Said yoktur, Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir.”, esaslı prensibiyle yürütülen “hizmet-i Kur’ân’ iyenin maddî ve manevî terakkiyata alet edilmemesi”, ifadesi ile ihlâs şartı dile getirilir.

İşte bu kuvvetli istinada dayanarak; iman ve Kur’an’ın tebliğine yönelik yapılan bütünüyle Risale-i Nur’un telifinde bu ruhu bulabiliriz.

Sadece aramakla kalmayıp, telifine gerekçe olarak da düşünebiliriz. Zira hangi risaleyi ele alırsanız alın onda hasbîlik bulursunuz ve hiçbir maddî manevî menfaat beklenmeksizin yazıldığı, okunduğu ve yaşandığı anlaşılır.

Kemiyeten (sayıca) az olması keyfiyeten (kalite ve vasıf yönüyle) fevkalâde mühim olmasına menfî manada tesir etmiyor. Aksine ihlâs ile ruhlu olması, birini, bin kılıyor, azını, çok ediyor.

Şimdi bu bakış açısı ile bir Risale okunmaya başladığında, mana ve makam değişiyor, enfüsîlik küllîleşiyor, eşya ve hadise ile “Nâ’büdü” ibadeti tahakkuk ediyor. Yapılan hemen her şey ubudiyet ( kulluk) olduğu, Allah’ın emrine ve rızasına baktığı gibi ubudiyetin davet edicisi de Allah’ın emri ve Allah’ın rızasıdır.

Ve âlemin yaratılış hikmeti vuzuha kavuşuyor.

***

İşte İhlâs Risalesinin önceden telifi; sonrasında ikmal edilen Risale-i Nur’un, bu manaların kalb ve vicdana nüfuzu, aklın iknası, duygunun ufuk kazanması için bir manada telif edilmiştir, denilebilir.

***

Bu değerlendirmeleri, “ferdî yorumdur” şeklindeki ihlâslı kaydınıza itirazımız olmaz, Lâkin kanaatimizin samimiyetini lekedâr etmez, aksine sıkılaştırır.

***

İyi de, İhlâs Risalesi bizi neye hazırlar?

Mehmet Çetin

27.10.2018 Yeni Foça İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir