İçimizden geçenlerin mütalâası

Na’büdü Mütalâaları-16

Bakara’nın 284. ayetinde içimizden geçenleri açıklasak da gizlesek de Rabbimizin haberdar olmuşluğu öncelikle o büyük sahabeleri telaşa düşürmüştü, Resulullâh’tan (asm)  medet istediler. Şefkat Peygamberi (asm) bir yıl sonra Bakara’nın 286. âyeti ile onlara müjdeyi verdi: “Allahu Teâlâ, yapmadıkları veya onu söylemedikleri müddetçe ümmetimin, nefislerine söylemiş oldukları şeyi bağışlamıştır.”[1]

İrademiz olmadan kalbden geçenler doğrusu insanı üzmekte. Ancak bu gelip geçenler irademiz olmadan gelip geçenlerdir. Gelip geçenlere ne beis ve mahzur var, ne televvüs ve kirlenme var ve ne de zarar ve hatar var. Yalnız hatar ve tehlike ise dikkati o işe vererek yoğunlaştırmaktır, zarar ettiğini zannetmektir.[2]

İnsan iradesi ile kalbinde bir takım düşüncelerin oluşmasını sağlar, tekrarlarla kuvvetlendirirse bunlar sorumluluk alanına girer. Bakara 225. âyetin içinde geçen “… fakat kalbinizle kazandıklarınızdan,.. mesul tutar..”[3] kısım dikkati kesinlikle çeker ve ikaz eder. Burada kalpte geçenlerin irade ile devamı ve kuvvetlenmesi sağlanmakta, mesuliyete mucip olmakta.

Eskilerin teda-yi efkâr, şimdikilerin çağrışım yolu ile gelen hatırlamalar ise irade dışıdır. Çağrışım yolu ile gelen hayaller, kalpteki düşüncelerle birbirine temas etmeden gelip geçen şeyler olduğundan zarar vermez. Zira temas ve müdahale olmadığı için mahzuru olmuyor. Yolda yürürken istenilmeyen insanların yanımızdan geçmesi bize ne kadar zararı dokunursa bu çağrışım yolu ile gelen geçen hayallerin zararı da o kadardır. Sadece burada o rahatsız olduğumuz hayal üzerinde durmayacağız, meşgul olarak onun hatırlanmasını alışkanlık haline getirmeyeceğiz. Bunlar da sorumluluk alanımıza girmeyenlerdendir.

Dünyada çekilen gam ve kederlerin kalbden geçenlere keffaret olacağından bahisle Dahhâk’ın (ra) Hz. Âişe’den (ra) şöyle rivayeti var: “Kulun kalbinden geçirdiği kötü şeylerin muhasebesi, Allâh’ın o kimseyi dünyada gam ve keder sıkıntılarla imtihan etmesidir. Âhiret günü geldiğinde, Allâh insanları bunlardan mesul tutmaz ve bunlardan dolayı ceza vermez.” Validemiz, Efendimize (asm) bu âyetin manasını sorduğunda bu şekilde cevap aldığını söyler.[4]

Müfessirler ayetlerde geçen “hesaba çeker” ifadelerini, hesaba çekmenin, sorumlu tutmanın yanında “Allâh, onları bilir.” manasını da çıkarmaktalar. Allâh’ın bilmesi ayrı bir konu, hesaba çekmesi ise farklı bir konudur. Nitekim İbn-i Abbas’ın (ra) ifadesine göre kıyamette bütün mahlûkatı toplayıp, kalplerinde geçenleri haber verir. Mü’minlere de haber verir, sonra affeder. Günahkârlara ise küfürlerini ve günahlarını haber verir.

Bu âyetin “Allâh hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.” âyeti ile neshedildiğini ifade ederler. Razi, bu görüşü zayıf bulur. O’na göre nesih, ancak emir ve nehiylerde caizdir. Burada ahbâr, yani haber verme söz konusudur. Kaldı ki ahbârın neshi ise ihtilaflıdır. O zaman gücümüzün üzerinde teklif yoktur esasını buraya karıştırmamak lazım. İçimizden geçenleri Allâh’ın bilmesi ile gücümüzün üzerinde teklifle muhatap olunması ayrı ayrı konulardır.

İçimizden geçenleri Allâh’ın bilmesi bizi normalinde sorumlu tutmayacak. Kalbden geçenleri irademiz ile besler, kuvvetlendirir, kurar isek, bunda sorumluluk var. Çağrışım gibi elde olmayan sebeplerden dolayı kalbe gelen hayallerden sorumlu değiliz. Yeterki o rahatsız eden hayallerle boş yere meşgul olup, deşip, zararlı hale getirmeyelim.

Bütün bunların, uyanık durmaya, teyakkuza sebep olduğunu hatırlayarak idrak edelim. Sineğin, insana musallat olması ile uykusunu kaçırdığı gibi, gafleti kaçıran sinekler olarak değerlendirelim. Aşırı rahatsızlıkta, Rabbimize sığınalım.

Mehmet Çetin

09.10.2012. Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Fahreddin-i Razî, Tefsir-i Kebir, c.6, sh. 74

[2] Sözler, sh. 435

[3] Meal, Yeni Asya Neşriyat, sh.35

[4] Fahreddin-i Razî, Tefsir-i Kebir, c.6, sh. 75

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir