Hıllet hasreti

İhlâs Risalesinin Dördüncü Düsturundaki hıllet konusu bir ömür boyu dikkatimi çekerdi. Bir ömür boyu sadece dikkatimi değil hasretimi de çekerdi.

Meslek olan tutulan yolda hareket tarzı olarak meşrebe dikkat çeker o düsturda. Bunu “Mesleğimiz haliliye olduğu için meşrebimiz hıllettir.”, diye özetler. Kardeşlik yolundaki samimi dostluk hareket tarzının önemi vurgulanır. O halde kardeşlik meslek olarak anlaşılırken dostluk da meşrep olarak anlaşılmaktadır.

Samimi dostluk anlamına gelen hılletin özelliklerini şöyle sıralar: “en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak”.

Risale-i Nur ile Kur’an hakikatlerine hizmette kardeşlik mesleği takip edilirken hareket tarzının da samimi dostluk olması hakikatinin hatırlattıkları var. Şahsi mizaç farklılığı çoğu zaman samimi dostluk konusunda kısmi de olsa farklılık oluşturuyor. Genel manada kardeşiz ama özel alanda bütünüyle herkes ile samimi dostluk kurulamamakta. Bunlar yaşanan hayatta birer tespittir.

Şimdi kendime soruyorum hangi kardeşin için sıralanan dört özellikleri ile dost, arkadaş, yoldaş ve kardeş olabildim? Soruyu bir de şöyle soralım; hangi kardeşinden yine sıralanan dört özellikleri ile dost, arkadaş, yoldaş ve kardeşlik bulabildim? Bu sorular bir manada itiraftır da. Üstadın, olmasını istediği ve işaret ettiği meslek ve meşrep noktasında adıma söyleyeyim eksiklerim var, tamamlamam lazım.

Hizmetle alakası olmayan sıradan bir işiniz var. Ne diyelim, mesela araba almak istiyorsunuz, galeriye veya pazara gideceksiniz. Yalnız gitmemek için münasip olduğunu düşündüğünüz kardeşlerinize teklif ediyorsunuz. Cevap olumlu olmadığı zaman bu kadar kardeşler içerisinde yalnız olduğunuzu hissediyorsunuz, derken hillet hasretiniz başlıyor.

Hayat bütünü ile yaşanıyor. Sadece hizmete müteallik olarak hayat devam etmiyor. Dünyevi, beşeri ihtiyaçlarımızın da karşılandığı şekli ile de devam ediyor ve yaşanıyor. Esasında hizmet ile alakalı olmayan hayatımızda kardeşlik mesleğinin samimiyetin özellikleri olan dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık ve kardeşlik uygulanmalı ki mana tamam olsun. Dava hayata intikal etsin.

İbadet içerisindeki huşu ve huzuru, hayatımızın ibadet harici zamanlarına da yayabilirsek, hayat bütünü ile ibadet olur, inşaallah. Bu cümleden hareketle cemaatî toplantı ve sohbetlerdeki münasebet, alaka; taziye, düğün, sünnet gibi merasimlerle beraber ailecek misafirlikler, seyahatler, alış verişler gibi diğer alanlarda da olabilmeli.

Haftada birkaç akşam sohbetteki beraberlik, cemaat içerisindeki diğer münasebetlerimiz de bizi yalnız bırakmamalı. Ders salonundaki görüşme ile misafirlikteki baş başa görüşme elbette aynı değildir. Baş başa yapılan görüşmelerde daha farklı konular görüşülerek, ihtiyaçlara bir şekli ile daha yakın cevap aranabilir. Bu vesileler ile ilerleyen münasebetler aradaki yakınlık, arkadaşlık, dostluk kardeşliğin pekişerek kuvvetlenmesine yardımcı olur. Başkalarından medet beklemek yerine kendimize müzahir olmak daha doğru olanıdır.

Birbirimizin her türlü derdi ve ihtiyacı ile alakadar olur iken haddi aşmamaya dikkat gerekir. Karşıdaki kardeşimizin müstakil bir birey olduğunu ve onun her türlü saygınlığının olduğunu, hürmete şayan kişiliğine saygı duymak unutulmamalı. Alakadarlığımız dertleşmek olmalı, nasihatler damara dokunmamalı. Bazen empati diğer çözümlerden daha ilaç olabilmekte.

Ev ve işyerindeki sıkıntılardan bunalan insan dertleşmek için arkadaş arar. Bunun için pek çok şekli ile uygun olmayan başkalarına gidip dertleşmesi faydadan çok zarar getirmekte. Cemaat içerisindeki kardeşleri ile dertleşebileceği yakınlıkta birisini göremeyince kendi sıkıntıları ile baş başa kalmakta. Takip eden sonraki sıkıntılarla en küçük bir şeyi sebep görerek patlamalara, kopmalara vesile olmaktadır. Bu ise her yönü ile zarar yazmaktadır.

Hıllet hayatın bütün yönleri ile önemlidir. İnsanın her yaşında hıllet kurabileceği, samimi dostluk ve arkadaşlık oluşturabileceği çevresinden kişiler olmalıdır. Bunun çok olması aranmamalıdır, yeteri kadarı kâfidir.

Şimdi hâlâ kendime soruyorum; her yanım Nur Talebesi kardeşlerim ile dolu iken niçin hıllet hasreti çekiyorum?

Mehmet Çetin

12.11.2013.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

1 Yorum

  1. Hillet Hasreti yazısının değerlendirilmesi

    Yazının tümünden samimi ve gerçek bir dost bulamamaktan muzdarib olduğunuz anlaşılıyor. Fakat, bazı kelimelerin yerli yerince kullanılmayışı, cümlelerin yeterince açık olmayışı, bazı yerlerde noktalama işaretlerinin eksikliği yazının anlaşılmasını zorlaştırıyor. O yüzden her cümleyi birkaç kere okumak icab ediyor.

    Yazının ana fikri olan dost bulamama meselesine gelince, acı amma gerçek olan şu: nur talebelerinden dost olmaz. Belki bu çok ağır bir cümle oldu; amma buna dayanak olan, acı gerçekler var bizlerin hayatında. Mesela: herkesten fedakarlık ve yardım beklerler, kendileri kimseye yardım etmezler. Dergilerine ve gazetelerine abone yapmak isterler ki, kabul edilmezse hileli yollara dahi baş vururlar, amma kendileri kimsenin dergisine ve gazetesine abona olmazlar. Teklif edilse hayır ben olmam derler. Herkese, hiç kimsenin ve hiçbir gurubun aleyhinde bulunulmamasını tavsiye ederler, amma yetiştirdikleri küçük büyük herkesi diğer guruplara adeta düşman yetiştirirler. Güler yüzlerinin ve yumuşak hallerinin arkasında, kendilerinden olmayanlara karşı adeta düşmanlık, hor görme ve dışlama vardır. Dışardan görülen manzara bu, içerden sizler kendi kendinizi nasıl görüyorsunuz bilemeyiz.

    Türkiye’de, Müslümanların en temel ortak noktası olan İslam kardeşliğine en çok zarar veren gurub, dün Süleymancılardı, bugün Nurcular. Hep beraber düşünelim: Bir şey istemek için geldiğinde güler yüzlü ve gayet kibar davranan biri, başka bir zamaz sokakta sizi gördüğünde size selam vermezse, hatta gıyaben aleyhinde dahi bulunursa, (bırak onları onlardan bir şey olmaz onlar konuşurlar bir şey beceremezler gibi sözler sarfederse) bu iki müslüman, kardeşliğin ve dostluğun tadına nasıl varacak. Hepimiz bu manada açız. Maalesef bunlar acı gerçekler. Bütün bunlara rağmen Kur’an’ın emriyle o benim yine din kardeşim. Arkasında namaz kılarım, zekatımı ona veririm, öldüğü zaman cenaze namazını kılarım. Arkasından, dua da ederim. Amma gerçek dost olmaya gelince, orada bir hayli durup düşünmek gerek.

    Meseleye genel olarak baktığımızda İslam’a hizmet için kurulmuş İslami gurublar, bakın cemaatler demiyorum, İslami gurublar, başlangıçta samimi duygularla kurulmuş olmakla birlikte, ilerleyen zaman içerisinde; menfaat, benlik davası ve hizibçilik ağır bastığından, hep orta tabaka halkın nefretini kazanmıştır. Nurcu guruplarda buna dahildir. Sözün burasında “bunlar cahil, anlamaz, ondan böyle düşünüyorlar” deyip geçmek mi daha doğru? yoksa “biz nerede hata yapıyoruz da hakkımızda böyle düşünülüyor” demek mi daha doğru? buraya kafa yormak lazım.

    Gurub ve cemaat kelimesine gelince: cemaat: bir imam etrafında toplanmış, inandığı kaideleri hayata geçiren, kendi içinde ve dışında birbirine tam güven ve yardımlaşmayı tesis etmiş, birbirine inancı tam, problemlerini kendi içerisinde gücü nisbetinde çözmeyi ideal edinen insanlar topluluğudur. İnancına ait bazı meseleler nisbetinde birleşmiş amma dertleri göğüslemeye gelince muhtaçları dışlayan veya ilgisiz kalan kişiler topluluğuna cemaat denmez. Bunlara ancak gurup veya teşkilat denir. Yaptıkları hayırlar nisbetinde sevap kazanırlar.

    Daha da derine inecek olursak, sahabe anlayışı içimize yerleşmedikçe, insan denilen mahluktan gerçek dostluk beklenemez. Sahabenin dostluğu nasıl idi dersek; onlar meşreb ayırımı, menfaat kaygısı gözetmeden, acılarını ve sevinçlerini paylaşırlar, yardımlaşırlar ve birbirleri için ölümü dahi göze alırlardı.

    Asrımızda yaşayan insanlar arasında, gerçek dost bulmak hemen hemen imkansızdır. Sadece karşılıklı menfaatlere dayalı ilişkiler, biraz da hayır hasenat vardır. Allahtan deprem ve ölüm gibi çok acı olaylar karşısında ve talebe hizmeti, cami hizmetleri gibi hizmetler karşısında duyarlıyız da, işi biraz kurtarıyoruz. Değilse hepten yok olup gideceğiz. Şu da bir gerçektir ki, menfaate dayalı ilişkiler kapitalizmin ürünüdür. Şu asırdaki adımızı daha doğru okuyacak olarsak, şöyle demek gerek. Menfaat ilişkisi etrafında toplanmış Kapitalist Müslümanlar.
    ————

    Yoruma Cevap:

    Muhterem OG Hocam,

    Cevap ve değerlendirmenizden, doğrusu eleştirinizden memnun kaldım. Dost, bildiği doğruyu kardeşinin/arkadaşının yüzüne münasip lisan ile söyleyendir. Bu manada sizi dost olarak görmekteyim. Zira sizi seviyorum, sizin de beni/bizi sevdiğinize inanıyorum.

    Yazımızdaki noktalama konusunda ciddi manada iddialı olamam, o başlı başına bir ihtisas işidir. Kaldı ki sizin cevap yazınızda bile eleştiri nazarı ile bakacak olursak imla hataları bulmak mümkündür. Bu teknik bir konu olduğu için tecrübe ve bilgi ile azalacaktır, inşaallah.

    Cümlelerimin zaman zaman devrik olması bir üslup meselesidir. Yerinde kullanılan devrik cümle, yazıyı daha hususi kılar.

    Yazımızın ana fikrinin arka tarafında işaret edilen konu; kişinin her ne kadar dâhil olduğu cemaat veya grubunda arkadaş, dost ve kardeşleri olmalı ise de daha dar alanda veya yeterli sayıda yakın arkadaşları/dostları olmalı. Bu mümkündür. İnsanın bütün bütün dostsuz kalması genel anlamda doğru değil ve rahatsızlıklara sebeptir. İstisna kabilinden bazı hususi mizaç sahibi insanların hayat boyu dostsuz kaldığı da vakidir.

    Telefon görüşmemizde de bahsettiğimiz gibi bu yazıyı evvela dâhil olduğum Nur Cemaati/Yeni Asya grubu mensubu olarak sıkıntılarımıza dikkat çekerek ıslahı noktasında dile getirdik. Sizin de ifade ettiğiniz gibi cemaat/grup isimlerini kaldırdığımızda görülüyor ki bütün cemaat ve grupların içler acısı konusunu dile getirmişiz. O halde bu noktadan bakarak bütünüyle İslam cemaatinin hıllet sıkıntısını veya hasretini dile getirmişiz diyebiliriz.

    Bu meseleleri bahsederken özelleştirmekten ziyade genelleyerek bahsetmek daha isabetli olacağı kanaatini taşıyorum.

    Bediüzzaman Hazretlerinin, “Mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır.”, ifadesi bu manada çok dikkatimi çeker.

    Bahsettiğiniz ve “Nurcu” diye yaptığınız isimlendirmeyi, yanlış hatırlamadı isem telefonda Fethullah Hoca Efendi grubu için sarf etmiştiniz.

    Dolayısıyla değerlendirmenizdeki Nurcu hitabına onlar muhatap ise o zaman izninizle Nurcu ifadesi yerine o grubu yazmak daha doğru olur. Yok, eğer Nurcu ifadesine bütünüyle Nur gruplarını dâhil ediyorsanız bu ayrı bir husus olur. O zaman da ciddi bir itham olur ki sorumluluk da getirir, savunma da.

    Kaldı ki Nurcu ifadesi yerine kast edilen Fethullah Hoca Efendi grubu dahi olsa, bahsedilen suçlamalar şahıslarda kalan özelliklerdir. O grubun bütününü töhmet altında tutan hususiyetler olacağını düşünemiyorum. Kişiler bazında haklısınız. Bazılarının hatalarını genelleyerek bütün grup hakkında değerlendirmenin ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ şeklinde geçen Zümer/7 ayetine mugayir olacak. Dolayısıyla genellemek yerine kişiler bazında bakmak ve dua etmek daha isabetli olacak inşaallah. Sizin de aynı kanaati taşıdığınıza eminim.

    Zaman en güzel müfessirdir, bakış açısından gruba ait özelliklerin isabetliliği veya isabetsizliği zaman ile ortaya çıkacak. Kişiler ise mizan günü hesabını verecek. Bu münasebetle kendime hep şunu hatırlatırım, Hesabını vereceğin ameli işle!

    Gönderdiğiniz değerlendirmenizi cevabım ile size yeniden gönderiyorum. Bu şekli ile münasip görürseniz veya eklemek istedikleriniz var ise son şekli ile sitemizde alakalı yazının yorumu kısmında yayınlamayı düşünüyorum.

    Selam, dua ve muhabbetlerimle.
    Allah’a emanet olun.
    Mehmet Çetin
    16.12.2013

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir