Hamza Çetin

Aslen Çayırönü (Cavlak) Köyünden olup, Şereflikoçhisar’da 1964 yılında doğan Hamza, ilkokul ve ortaokulu ilçesinde okur.

Babası Alişan (1916-1984), ilçenin tanınmış kasaplarındandır. Annesi Zeynep Hanımdır. (1927-2003)

Ailenin yedinci ve son çocuğu olması onu ayrıcalıklı kılmakla beraber sorumlu da kılar.

Son çocuk, genelde öncekilere göre fazlasıyla sevilir. Çocuk ya da toruna kavuşan diğer kardeşlerinden ziyade, anne ve babaya bakmak sorumluluğu da genelde son çocuğa düşer.

Hamza’da ikisi de var. Hem son çocuk ve hem de hakikaten anne ve babasını çok sevdiğinden dolayı yanından ayırmaz.

Hamza’nın ses sanatına hem kabiliyeti var ve hem de çok merakı var. Ses sanatçısı olmayı çok ister. Bu sebeple İstanbul’a gitmek ister.

İstanbul, kurtlar sofrasıdır, oğullarına kıyamazlar ve gitmesine rıza göstermeyip, izin vermezler.

Ortaokul henüz bitmiş, İstanbul’a ses sanatçılığı için gitmeye izin yok, kendisinin de liseyi okumaya arzusu yok, çareyi baba mesleğine yönelmekte bulur ve ticarette çok başarılı olur.

Askere gitmeden önce 1984 yılında İmdat kızı Tuğçe Hanım ile evlenir. Tuğba ve Emre ve Eray isimli üç çocuğu olur. Askerde iken (1984) babasını kaybeder. Annesini de vefatına kadar (2003) yanından ayırmaz, hizmetinde bulunur.

Ağabeyi Ethem (Âdem), yurt dışından dönüş yaparak Ankara’da bir işletme açar.

Hamza, asker dönüşü Şereflikoçhisar’dan ayrılır (1986) ve Ankara’ya giderek Ethem Ağabeyinin dâveti ile işinde çalışır.

Hamza, bu yeni işinde başarılı olur, çok şey öğrenir. Başarı yeni başarıları dâvet eder, kendine ait iş yeri açar.

Hamza azimli ve çalışkandır. İnsanlarla iletişimde başarılıdır. Ankara OS-TİM’de açtığı ve işlettiği küçük işletmeyi eşinin amcası Kuddusi Bey ile müşterek olarak fabrikaya dönüştürür.

Hamza’ya 2000’li yılların başında Ankara dar gelir, daha büyük havuz, ufku daha ileri işletmeler olmalı, onun hedefi. Nihayet 2008 yılında İstanbul’a taşınır. İş büyür, kazanç çoğalır, koşuşturmalar ise daha fazladır.

Yüksek tempolu iş hayatı, vücutta yorgunluğa sebep olur. İşleyen demir sadece parıldamaz, yorulur da. Ayrıca, bizim insanımız iş hayatında iken sağlık hayatını da ihmal eder. Vücudun en zayıf noktasından ikazlar gelse de, hep ötelenir, ihmal edilir.

Hamza, bu ikazların farkında ama gerçekleştirmek istediği hedefi, evlâdlarına geliştirerek tamamlamak istediği bir işi vardı. Bunun için her baba gibi sağlığından fedakârlık yaparak biraz daha koşturdu.

Beden bu, nereye kadar dayanacak? Taş ve demirden değil ki! Et ve kemikten müteşekkil. Bir de moral âleminden.

Yorgunluk ve sıkıntı, çalışan bedeni içeriden çökertir ve beden sahibi kendini hastane odasında bulur.

Bir yılı aşkındır tedaviler sürer ve en yakınları ile son görüşmelere gelir sıra. Zaman zaman ileri derece duygusal olan bu safhada insan, çok ilerideki akraba ve dostların aramasını bekler, lâkin aramamaları ise içten içe dokunur insana. O, her insanın bir işi ve sınırlı imkânı olduğunun farkında idi elbette ama gönül de aranmak istiyordu.

Arayanlara da arayamayanlara da teşekkür ederek, helâlleşerek mukadder olan bir vakitte, elli beş yaşında veda eyledi, koşuşturduğu âleme.

O, şimdi annesinin göçtüğü memlekete gitti, babası da vardı orada, hatta adını koydukları Hamza dedesi de.

Güle güle Hamza kardeşim, güle güle. Yolun açık, hakkımız helâl olsun!

Rabbim sana rahmet eylesin.

Mehmet Çetin

15.06.2019 Bostanlı İzmir

2 Yorum

  1. Allah rahmet eyleye. O gitti. Bizde gideceğiz. Farkındayım. Başaranlardan oluruz inşallah.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir