Ey Rabbimiz!

Na’büdü Mütalâaları-12

Na’büdü mütalâaları, “İyyake na’büdü”de başladı Rabbenâ Mütalâaları olarak devam ediyor. Bu talim ve terbiyeyi Kur’an yapıyor. Rabbimize hitapda “Rabbena” ile başlayan dua ayetleri “Rabbimiz” şeklinde, yani ikinci şahsa hitab edenin tekil değil çoğul şahıs olarak, ben değil, biz olarak hitabını öğretiyor. Böylece yaptığımız ibadet ve dualarımızı nun zamiri ile ifade ederken kendi adımıza yaparken kainat namına da yaptığımızı idrak ediyoruz.

Kur’an’da 110 yerde geçtiğini tesbit ettiğimiz ‘Rabbena’ lı dua ve ifadeler ittisak ve ittisal ederek yani yan yana ve biraraya gelip bitişerek muazzam bir münacaat vücuda geliyor mana âleminde. Zira bu ‘Rabbena’ları insan söylerken nun zamiri ile çoğul ifade ediliyor. Böylece hem bütün insanlar ve hem de mevcudatın ifadesinin de dahili ile hasıl olan azameti gittikce büyüyor. Büyüyen bu azameti tahayyül ederken zaman- mekan engelini de aşmaya çalışalım. Aşalım derken yani zaman ve mekan üstünde, bir başka ifade ile bütün zaman ve mekanlarda bu manayı hayal edip ilk yaratılışdan son ana kadar ki bütün ‘Rabbena’ların ifade ve manası ile hasıl olan azametli bir münacaatın muhatabı ise izzet ve azamet sahibi olan, şanı yüce olan[1] Rabbimiz’dir.

Zaman; mevcudatın, sırası geldiğinde vücuda gelmelerine vesiledir. Levh-i mahv ve isbatın devamlılığı zamanı tahakkuk ettiriyor. Her levh-i mahv ve isbat ile mevcudun bir önceki şekilinin bir sonraki şekle geçerek devamı oluyor. İşte eşyanın bu şekli ile devamı yaratılırken bu her yaratılış anındaki yani her levh-i mahv ve isbattaki eşyanın keyfiyeti insanın ‘Rabbena’ duasına dahil olan anlık halleri ve bu anların yekûnuna bütün mevcudatı bütün zamanlardaki anları ile yaratılış halleri ile cem ederek dahil ettiğimiz duamıza işte bu mevcudat ile Rabbimize “Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur,…”[2] diye dua ederiz.

İnsan bu azametli duası ile halife-i zemin olmakta. Sadece kendini düşünmeyen, sadece kendi için dua etmeyen, bütün mevcudatı da dahil ederek yaptığı dua onu en yüksek mertebeye çıkarıyor. Mertebelerin en kamili olan Makam-ı Mahmud’da ise en kamil kul olan Efendimizi (asm) görmekteyiz.

Kâbenin inşaasında oğlu İsmail (as) ile çalışan İbrahim (as) devam eden ayetler ile  Rabbimiz, İbrahim (as) hakkında dördüncü naklini yapar. Yaptığı duaların üçü arka arkaya nakledilir.

“Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur,…” duasının Arapça ifadesinde “tekabbül” geçer. Ecdadın “kabul ile tekabbül arasındaki fark vardır.” ifadesinin manasına dikkat gerekir. Zira “tekabbül”, insanın onu kabul ettirmedeki zorlaması ile olmakta. Bu da amelin noksan olup, kabule müstahak olmadığı zaman yapılır.[3] İşte burada Hz. İbrahim (as)  vasıtasıyla insanın itirafı yapılmakta. Yani amel ve kulluktaki kifayetsizliğin itirafıdır. Dolayısıyla amelinin, duasının bizatihi kabul görülmeyeceğini bilen kul, talebinin tekabbülü için dua eder ve etmeli.

Umumi olarak dua ederken  “Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur,…” tarzında yaptığımız münacaatımızda “tekabbül” ile ifade edip, kabul buyurmasını isteriz. Belki masivadaki irade sahibi olmayan mahlukat, kulluğunu tam yapabilir ama cüz-i irade sahibi olan insan kulluğun, noksansız yapılması iddiasında olamayacağı için tekabbül ile ifade eder.

Noksanlarının itirafı ile eksiksiz olarak kabulünün olmasını taleb eden insan bu duası ile şümulunü daha da ziyadeleştirir. Böylece yapamadığı ama yapmak istediği kulluğun tam kamil manası ile kabulü ve buna bütün mevcudatın kulluğunu da nun zamiri ile dahil ederek yaptığı dua onu yine muhatap olunan, sevilen makamına taşır, inşaallah.

İşin bu noktasına ihlası da dahil edebilirsek, yani kulluğu, ibadeti mükafat için değil, sadece emredildiği için yapmayı esas alarak yapabilirsek daha samimi ve halis olur, inşaallah.

Ayetin tamamını okuyalım: “Bir zaman  İbrahim, İsmail ile beraber Kâ’benin temellerini yükseltiyordu. (Ve şöyle duâ ediyorlardı:) ‘Rabbimiz! (yaptığımızı) bizden kabul buyur! Şüphe yok ki Semî’ ancak sensin!”[4]

Otuzbirinci Sözün, Otuzüçüncü Pencere’nin ve Yirminci Mektubun sonundaki üç yerde Üstad’ın bu duayı yaptığını okuyor ve amin diyoruz.

İşte Rabbenâda geçen nâ’büdü mütalâasının ilkinde bu tefekkürlerle, bu niyet ve dualarla, bu bakış açılarıyla daha da zenginleşmiş diğer Rabbenâlı nâ’büdü mütalâalarına önümüzdeki haftalar boyu devam edeceğiz, inşaallah.

Mehmet  Çetin

29.05.2011.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Cin72/3

[2] Bakara 127,128,129

[3] Fahreddin-i Razi, Tefsir-i Kebir,c. 3 sh.456

[4] Bakara 127

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir