Evlâdı olanlarla hasbihâlim var…

Demek isterdim ki

Bir akşam; yorgun ama çalışan bir iş hanımı şevkle evine gelip, anne ve kardeşini kucakladıktan sonra babasının kucaklamasını samimî bulmayarak, yeniden samimî kucaklayan ve gözyaşını akıtan kızıma ya da kızlarımıza yani evlâdlarımıza, eğer bu ifadelerim abartılmış olarak algılanmayacaksa demek isterdim ki;

Kişiliğin temelinde bulunan karakteristik özelliklerin bazısı üstten baskı kurarak, tabiîliğinde azgın ihtirasları bulunan nefsin, ihtiraslı fakat kontrolsüz tabiî duygularını bastırarak kontrol altına alabiliyor. Üstteki baskının bir şekli ile kaldırılıp, alttaki duygunun tabiîliğinin, alınan karakteristik özellikler doğrultusunda eğitimle yönlendirilmesi ise doğrusu olması gereken davranış biçimidir. Davranış hürriyetini çeşitli cazip ve güya ikna edici izahlarla sözüm ona kontrol altına alarak, tabiî hakkın kullanımı davranışı, diye sunulanın arka planındaki asıl niyeti görmeye dikkat çekmek isterdim.

Sunulan davranışın uzun ömürlü olmadığını ve fakat biten ömrü ile beraber çok zarar ve kayıplar verdiğini de anlatmak isterdim, tecrübelere dayanarak.

Ey okuyucu!

Bu sohbetin kişiselleştirilmeyip genel olduğunu; sadece beni değil seni ve hatta yakın uzak çevrenizdekileri de kapsadığını ve acıyla ifade edelim ki çok azımız müstesna lâkin pek çok insanı etkileyerek en verimli çağlarını, geçici güzelliklere âşık edip o yılların üzüntülü sonuçlar getirdiğini de anlatmak isterdim.

Neden bu böyle?

İşaret edilen o kötü sonuç öncesinden uyanmanın, farkına varmanın yolu yok mu?

Konu ile alâkalı mevcut bütün bilimlerin yaptıkları tesbitler gösteriyor ki; olay vuku bulduktan, gol yendikten, desti kırıldıktan ve zaman geçtikten sonrasında anlaşıldığını, anlaşılacağını da üzülerek ifade etmek isterdim.

Ve yaşanılan bir sebep/sonuç gerçeğinin de şu olduğunu: Kişinin başına gelen, dâvet ettiğidir. Yaşadığımız sıkıntı; ya geçmişteki hataların cezası veya sonrasında yaşanacak mutluluğun önden bedelidir. Dolayısıyla, bu manada kul, kaderini kendisi çiziyor, dâvet ediyor. Kader konusuna ziyadesiyle eğilen birisi olarak, böyle anladığımı da özetlemek isterdim.

Döngü bu mu? Hayat hep böyle mi dönecek, duracak? Kimine evet, kimine hayır. Kişinin tercihine bağlı olandır, bu. Üst düğmeye basıldığında yukarı, alt düğmeye basıldığında aşağıya iniyorsa, sorumluluk ya da suç, asansörde mi? Kişinin dışındakiler, tercih sonrasının sadece malzemeleridir. Hayatta her çeşit malzemenin olduğunu ama bunları bizim özgür irademizle seçtiğimizi de demek isterdim.

Sonrasında savunmaya geçerek yapılanların, özde/vicdanda rahatsız edici olduğunu ama bunu ifade edemeyip, suçu/sorumluluğu sağa sola atarak mevcut davranış ve kararın bir hayat görüşü olduğunu savunmanın, çikolata kaplı sıkıntı olduğunu da, davranışına güvenenin savunmaya ihtiyaç hissetmeyeceğini de anlatmak isterdim.

Bu konuların değerlendirilmesinin kendi içimize/vicdanımıza dürüstçe yapılıp, dışarıya ulaştırılmasına bile gerek olmadığını da.

“Kızım”/”oğlum” sıcak kelimesinden daha sıcak, sorumluluğun ana noktasına kendisine hitap ederken “annem”/”babam” ifadesini bir ömür boyu kullanarak bir şeylere işareti, esas edindiğimi de…

Sıkıntılı duyguların ifadesinin ve satıra yansıtılmasının bile, ne kadar sıkıntılı olduğunun yanı sıra okuyanın bile zor anladığını da…

Demek isterdim ki…

Mehmet Çetin                                                                                                                                                                          19.11.2015 Bostanlı

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir