Eskinin Sebze Hali

Çocukluğumuzun eskimeyen hatıralarında nice kareler var ki anıldıkça tazelenen, tazelendikçe yeniden anılan hatıralar vardır. Onlar, o zamanı yaşayan dostların meclisinde bitmeyen muhabbetlerin, lafın dönüp dolaştığı, etrafında harman ettiği odaklar ve buluşma konularıdır.

İşte bunlardan birisi de ilçemizin bilinen en eski “Sebze Hali” olarak kullanılan ve şimdiki Belediye İşhanı’nın yerinde eskiden mevcud olan Hal’dir.

Buyurun beraberce o zamanların Sebze Hal’ine girmeye!

Bilinen şekliyle kapısı yok. Bir dükkân genişliğinde girişi olan kapının sağ tarafında Sadıklı Rıfat Çetin’in dükkânı var. Sol köşede kasap Kığılı’nın dükkânı hatırımda kalmış. Onun sağında iki kunduracı var. Birisi Şefik Usta’nın idi ki kalfası okul arkadaşım rahmetli Veli Güçlü, Ahmet kalfa, Turgut Ayan onun yanında çalışıyordu. Ayakkabıcı Şaban Kutlar ve yanında çalışan Recai Güçlü’yü hatırlıyoruz. Oradan yukarı sağa sokak başlıyordu ki oradaki köfteci Fahri’yi de unutmayalım.

Halin ağzındayız. Bir adım daha atalım içeriye. Hemen girişin sağ tarafında amcam Kasap Alişen Çetin’in dükkânı var derken içeriden amcaoğlum Âdem (Ethem) Ağabeyin, “Emmoğlu gelsene, çay içelim!” nidası gülmemize vesile oldu. Sol taraftaki Cafarların Kasap Ethem Ustalar ile yanındaki beyaz saçlı Bulduk Emminin gülümsemesiyle gülüp, selam verip içeriye dalıyoruz. Sola mı, sağa mı gidelim tereddüdü yaşarken sol taraftan Berber Kadir Amcanın, berber kokuları ister istemez başımızı çevirdi. Ona varmadan sağ tarafta sebzeci Fevzi Yiğiter’in manav dükkânını hatırlıyoruz. Manav Ferit Ekinci ve yine manav Peren ve Kürt Ömer’i de unutmamalıyız. Sol sırada sebzeci Fehmi Yiğiter ve Mustafacık’lı Hacı ve Nusret Doğruer kardeşlerin pamuk dükkânı var. Lâkin sol ileri köşedeki Lokantacı Galip’in dükkânından gelen güzel enfes kokular doğrusu bugün bile hatırladıkça o eskinin eskimeyen günlerine sürükledi ve sürükler.

Çar-naçar enfes kokuların esiri olarak oturmamızın hemen ardından alnı açık göbeğinin şişkinliğini kapatan beyaz önlüklü Galip Usta, bir çırpıda listeyi sayar. Nohut ve kuru fasulyesi gerçekten güzel idi ama çiftlik kebabı benim favorim idi, hem de pilav üstü olanından. Yanına da cacık veya salata getirdi mi deme keyfine gitsin. Üstüne de buz gibi su, afiyet olsun.

Garsonu İbrahim, tabakları alırken bir taraftan da çayı seslendi. Çay içerken gözümüz sıra dükkânları gezmeye başladı. Kasap Alişen ’in yanındaki sıradan başlıyoruz. Birkaç dükkân var ama bazısı kapalı ama içeride mal var. Köşede Gamber (Kamber) Emminin tuvaletini unutur muyuz? Çarşıdaki hemen herkesin müracaat odasıdır(!)  Gamber Emminin tuvaleti hem içeriye hem dışarıya çıkan iki kapılıdır. İçeride yüksekçe büyük fıçılar ve elindeki dibi delik tenekelerle kullanılan tuvalete su döken ama dudağındaki sigarasını da yana alarak kısık gözleriyle gireni çıkan süzen hâlini hatırlıyoruz.

Gamber’in sırasından devam ediyoruz. Galib’in yanında Mehmet Tüylüoğlu’nun manav dükkânı vardı. Onun yanında Meliha Yengenin kocası Mehmet Amcanın dükkânı, onun da yanında Parlasan’lı (Parlahasan) Ziya’nın manav dükkânı var. Biraz ileride Nevşehirli Ali Emminin deposu var idi ki Şaban ile zaman zaman mal getiriyor bahanesiyle kaçamak yapıp sohbet ettiğimiz günler gözümün önünde canlandı. Bazı dükkânların beyaz çadırı çekik kalmıştı, güneşe karşı.

Ortada sanki bir çeşmeyi hatırlar gibiyim. Kenarlarında az biraz yüksekçe sed duvarı çekilmiş olan havuzlu çeşmeye, ellerinde destilerle su doldurmaya gelen yeni yetme çocuklar sıra bekliyorlardı. Maravun Hasan’ın sucuk kokularını hatırlayanınız vardır ki Osman Ünal Beye teşekkürler, hatırladığı için.

Hâtıra, hatırlanarak ve bilgiler tazelenmeyince unutulmaya mahkûm olur. Bizim ki de ona benzedi. Zaman zaman rüyalarımda dolaştığım bu hali, tamamen sizlere nakledemedim bile, kusura bakmayın.

Babamın eski ortaklarından Fehmi Emre Amcanın oğlu Mikail ile Galib’in lokantasında yemeklerimizi yerdik. Diyelim ki kuru ve pilav söyledik. Hepsini birden yemezdik, önce kuruyu sonra pilavı. Mikail, “Böyle yaparsak zengin oluruz” derdi, çocukluk bu ya! Bu ara Mikail’e selam ve sağlık dileklerimi iletmiş olayım.

Neydi o günler, diye hayıflandığınızı işitir gibiyim. Haklısınız! İyi ki o günleri yaşamışız. Doğrusu şimdiki çocuklara acıyorum. Diyorum ki onların da bizim gibi eskimeyen ve her hatırlandıkça muhabbeti tazelenen Sebze Hal’leri var mı acaba?

Ne dersiniz?

Mehmet Çetin

13.08.2018 Yeni Foça İzmir

 

 

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir