Enfüsi hazım

Hakikat Çekirdekleri’ndeki bir ifadeyi; kalbim kabule, aklım muhakemeye, dilim ifade etmeye ve nihayet elim kalem tutmaya başladığından beri fıtratıma son derece uygun bir tarz olarak kabul edip uygulamaya karar vermiştim. Dolayısıyla edebiyat öğretmenliğimdeki, ticari hayatımdaki ve iman hizmetindeki konuşmalarımda hep buna dikkat etmişimdir. Aksine mümkün olduğu kadar hareket etmemeye çalışmışımdır.

Bir dostumun[1] hatırlatması ile bu manalar yeniden canlandı ve kalem/klavyeden süzülerek sizinle paylaşmama kadar geldi. Şöyle diyordu dostum; “Yazılarınızda Risale-i Nur’daki hakikatleri hayatın içerisinde özümleyip öylece anlatıyorsunuz.”

Bu ifadelerle nefsime pay çıkarma davasında hiç değilim, hüsnü zannınıza sığınarak/istirham ederek aldığım dersi, size, doğru anlayıp anlamadığımı takdim etmek ve doğru ise dua istemektir, niyetim.

Eğer bir şey, kabul edilip, kullanılarak bir değer görmüş ise, o şey bir şekli ile öğrenilip, hazmedilip uygulanmıştır, değilse reddedilir. Bu durum ekseriyetle ve genel olarak böyledir. Bu cümleden hareketle bir fikre davet fikir sahiplerinin kabulü ile hayat bulur, uygulanır, yoksa reddedilir.

İcabete davet edilen fikrin öncelikle fikir sahibi tarafından hazmı gerekir. Kişi kendi âleminde beyan edeceği fikrini enine boyuna muhakeme etmeli. Günlük hayatında işe yarayıp yaramadığına bakmalı. Taraftar bulmayan fikir ve kişinin yalnız kalacağını düşünmesinin yanında yapacağı masraf ve emeklerin boşa gideceği bunun da bir hesabının verilmesini hatırlamalı, unutmamalı.

Okuduğumuz eserlerde, müşahede edip, gözlem yapıp tefekkürde kaldığımız her tabloyu, hayalimizde canlandırarak, kalb ve aklın kabul ve muhakemeleri ile eleyip, benimseyip, özümseyip yani hazmedip ve nihayet mana olarak esere ait, ama kullanılan kelimeler olarak kendimize ait ifade şekil ve üslubu ile naklederiz, anlatırız. İşte bu tarz artık bize aittir. Hazmedilmiş, sindirilmiş, şimdikilerin ifadesi ile içselleştirilmiş bir surette takdime hazır hâle getirmiş oluruz. Artık bundan sonra kim ürününü veya fikrini en güzel şekli ile ifade ederse muhtemel ki kabul görür.

Üstad bu noktada cemiyete yol gösterenlere, bir fikir ifade edenlere sorumluluklarını hatırlatır. Hatırlattığı hem hakikattir ve hem de çekirdek halindedir. Çekirdek, muhtevasındaki hakikatleri öz, komprime halinde, yine şimdikilerin ifadesi ile sıkıştırılmış vaziyette muhafaza eder. İşte bunun için “Hakikat Çekirdekleri” olarak hazineye girmiş.

İşte o Hakikat Çekirdekleri’nden biri de bize ışık tutmakta. Şöyle ki: “Âlim-i mürşit koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt, kuş yavrusuna kay verir.”[2]

Konuşan, fikrini ifade ederek topluma yol gösterenlerin takınmaları gereken en önemli konu, kendileri tarafından hazmedilmiş ve sonra ifade edilmiş olmasıdır. Hazmedilmemiş fikirlerin hazmedilmişe kıyası, kayın yani kusmuğun süt karşısındaki kıyası gibidir. Başlangıcı ot/yem olan sütün hazmedilmişliği ile yine başlangıcı ot/yem olan kayın hazmedilmişliği kıyas yapılamayacak kadar açıktır. Elbette süt, sindirilmişliğin son halindedir ve vücuda girdiğinde hazma uğramadan doğruca damarlara dağılır. Ancak kay, öyle değildir, yeniden ve yarım kalan hazmının yapılması lazımdır.

İşte topluma hitap edenlerin enfüsi hazım konusunda derin bir ödevleri vardır. Bu ödev ham hali ile takdim edilirse yapıcı değil, yıkıcı, toplayıcı değil dağıtıcı olur ve kabul görmezler. Enfüsi hazım derken, nefiste, kişinin kendi iç âleminde sindirilmesi, içselleştirerek benimseyip ve sonra kendine has ifade ve kelimelerle anlatmasını murat etmekteyiz.

Hamdolsun bu noktaya çok dikkat etmeye çalışıyoruz. Kullanılmayan, lazım olmayan kabul görmeyecek, dolayısıyla insan, kendisinin kabul etmediği, hazmetmediği konuyu başkalarına anlatması doğru olmasa gerek. Bu noktadan hareketle; imani konuların bahsinde, manayı olduğu gibi nakletmek yerine, kendi hayatımızda tatbik edip, yaşayıp ve böylece anlatmak daha yapıcı olacağı gibi, tesiri de daha müessir olmaktadır. Zira orada samimiyet saklıdır. Hal dili, söz dilinden daha etkileyicidir.

Çok sahifenin okunmasından ziyade hazmedilerek okunmasının günlük hayatta uygulanabilirliği şansı daha fazladır.  En ağır eserleri okuyarak ama hayatı ve kâinat ile bütünleştirip, hazmederek süt haline getirilmiş şekli ile ilim telkin edilmeli.

Hazım konusu enfüsi âlemde tamamlayıcı, daha iyi anlaşılmasına yardımı olacak şekilde sürekli sorgulanmalı. Buğday iyice öğütülmeli, kabuğu kepeği ayrılarak un olarak takdim edilmeli.

Şimdi, derslerdeki hakikatleri hayatta cümle içerisinde kullanmaya ne dersiniz? İmanın, hayata intikalinde geç kalmayalım!

Mehmet Çetin

14.07.2013.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Gazetemiz Yeni Asya’nın Sivas temsilcisi Nabi Turak’a selam ve dualar.

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, sh. 798

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir