Eleştirileri istişarî çerçevede tutabilmek

Fikirlerin çarpışmasından hakikatlerin ortaya çıkacağı, ortak kabul yaklaşımından hareketle; ortaya konulan bir meselenin değerlendirilmesi istikametinde elbette eleştiriler yapılacaktır. Yapılan tenkit ve değerlendirmelerle yeteri kadar müşaverenin ardından kabul edilen ortak karara uyma vacibiyeti, çıkan kararın lehinde veya aleyhinde görüş bildirenleri bağlar. Karar, görüşümüzün aleyhinde de tecelli etse, fitneye vesile olmamak, ihtilâfa malzeme olmama adına sessiz, eylemsiz kalmak dahi, bazı hassas zamanlarda bile yerine göre mühimdir belki de hayırdır. Bütün bütün aleyhte olmaktan ise nötr durumda kalmak, ehven kabul edilir.

Farklı veya aykırı fikirler, meşveret zemininde olursa istişare ibadeti, diğer zeminlerde olursa gıybet, dedikodu ve fitneye sebep olma günahı işlenmiş olur. Bu hususta, mü’min; gıybet ve dedikodu yapmaya karşı, kendine hâkim olduğu gibi, yapılmasına da mümkünse eliyle, değilse diliyle ve o da olmuyorsa kalbiyle buğz ederek tavrını koyabilmeli, duruşunu muhafaza edebilmelidir. Cemiyet ve cemaat hayatını içten içe bitiren ve yıkan gıybet ve dedikodu haramına karşı duruşumuzu aşındıran sözde gerekçeler, bu haramı helâle çeviremez. Ehilleriyle yapılan istişare haricinde yapılan beyanat, hangi gerekçe ile olursa olsun caiz olmadığı gibi, ahlâkî de değildir. Medenî insanın örnek bir davranışı, hiç değildir. Yüzüne gülünen insanın ardından gıybetini yapmak, samimiyetle de alâkası olamaz.

Buraya kadarki ifadeler, bilinenlerin tekrarı idi, haklısınız!

İman Kur’an hizmetinde bulunanların ve hele ön safta olanların eleştirilmesi neredeyse –mübalâğalı ifade de olsa-mukadderdir. Ve ön safta olanların veya hareket hâlinde olanların oturanlara, hareketsizlere göre hata yapabilme ihtimalleri pekâlâ mümkündür, muhtemeldir. Bu zaviyeden bakıldığında faaliyet içerisinde bulunan kişi, tenkidlere karşı hazırlıklı olmalıdır daha doğrusu hazırlıklıdır.

Eleştiri, bazı fıtrat sahiplerinde zamanla bir meleke haline gelmektedir. Değiştirilmesi imkânsız olan böylesi seciyenin sahipleri olan fıtrî münekkidlerin, bir şekli ile hayır ve hizmette istihdam edilmesi, yönlendirilmesi mümkün olmalıdır.

Edebî bir eseri, üslûbunca tenkid edebilmek, başlı başına bir sanattır, meslektir, hem de eser sahibine yardımdır. Yeterki bu tenkid, o eser ve konu çerçevesi içerisinde kalsın, haddi aşmasın.

Münekkid, eğer kendini ve haddini bilir, art niyete alet etmeyip, kendisindeki bu kabiliyetin müsbette istihdamına gayrette bulunursa bu dahi bir hayırdır ve hizmettir. Diğer taraftan müsbet münekkidlerin, ihtiyaç duyuldukça hayır ve hizmetin selâmeti namına dinlenilerek istifade edilmelidir.

“Filan kişi her şeyi eleştiriyor”, “Falan kişinin tenkidlerinde haklı olduğu noktalar var lâkin münasip zemin ve şahıslarla konuşmuyor” şeklinde münekkidlere karşı olmak yerine, onların bu mizaçlarının hayır istikametine çevrilmesi kavl-ı leyyinle ve müdellel şekilde izah edilerek ikna edilmelidir. Her ne yapıp edip,  o kişilerin kazanılmasının, hayra yönlendirilmesinin illa bir yolu olmalıdır. Bunun çözümü, ehl-i hizmetin mahareti ile mümkündür ve onun harcıdır.

Menfî münekkidlerin ya da ıslâhı mümkün gözükmeyenlerin; istişare ile ikaz edilip, uzak tutulması ise hayır ve hizmetin selâmeti namına elzemdir.

Mehmet Çetin

22.01.2018 Batıkent Ankara

 

 

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir